English    Türkçe    فارسی   

3
4416-4440

  • میل هر جزوی به جزوی هم نهد ** ز اتحاد هر دو تولیدی زهد
  • Her cüz’e de, diğer bir cüz’e meyil verdi… İkisinin birleşmesinden bir şey doğar, bir şey vücut bulur.
  • شب چنین با روز اندر اعتناق ** مختلف در صورت اما اتفاق
  • Gece de böylece gündüzle sarmaş dolaş olmuştur. Geceyle gündüz, sureta birbirlerine aykırıdır ama hakikatte birdir.
  • روز و شب ظاهر دو ضد و دشمنند ** لیک هر دو یک حقیقت می‌تنند
  • Geceyle gündüz görünüşte birbirine zıttır, düşmandır; fakat her ikisi de bir hakikatin etrafında dönmekte, ağ kurmaktadır.
  • هر یکی خواهان دگر را همچو خویش ** از پی تکمیل فعل و کار خویش
  • İşini gücünü başarıp tamamlamak için her biri, canciğer gibi öbürünü ister.
  • زانک بی شب دخل نبود طبع را ** پس چه اندر خرج آرد روزها 4420
  • Çünkü gece olmayınca insanın geliri, kuvveti olmaz… bu gelir olmayınca da gündüzler neyi harceder?
  • جذب هر عنصری جنس خود را کی در ترکیب آدمی محتبس شده است به غیر جنس
  • İnsanın vücudunda, kendi cinsinden başka bir şeyle hapsedilmiş olan unsurların kendi cinslerini çekmeleri
  • خاک گوید خاک تن را باز گرد ** ترک جان کن سوی ما آ همچو گرد
  • Toprak, bedenin toprağına “Dön geri, canı bırak, toz gibi bize gel.
  • جنس مایی پیش ما اولیتری ** به که زان تن وا رهی و زان تری
  • Sen, bizim cinsimizdensin, bedenden, o rutubetli yurttan kurtulup bize gelmen daha doğru” der.
  • گوید آری لیک من پابسته‌ام ** گرچه همچون تو ز هجران خسته‌ام
  • Beden de “Doğru… Ben de senin gibi ayrılıktan perişanım, fakat ayağım bağlı” diye cevap verir.
  • تری تن را بجویند آبها ** کای تری باز آ ز غربت سوی ما
  • Sular, “Ey yaşlı gurbetten gel, bize ulaş” diye bedenin yaşlığını aramakta.
  • گرمی تن را همی‌خواند اثیر ** که ز ناری راه اصل خویش گیر 4425
  • Esir, “Sen ateştensin… Aslına ulaşma yolunu tut” diye bedenin hararetini çağırıp durmaktadır.
  • هست هفتاد و دو علت در بدن ** از کششهای عناصر بی رسن
  • Unsurların ipsiz, halatsız çekişleri yüzünden bedende yetmiş iki türlü illet vardır.
  • علت آید تا بدن را بسکلد ** تا عناصر همدگر را وا هلد
  • İllet, unsurlar, birbirlerini bıraksınlar diye bedeni koparıp dağıtmak üzere gelir.
  • چار مرغ‌اند این عناصر بسته‌پا ** مرگ و رنجوری و علت پاگشا
  • Bu unsurlar ayakları bağlı dört kuştur. Ölüm, hastalık ve illet de onların ayak bağlarını çözer.
  • پایشان از همدگر چون باز کرد ** مرغ هر عنصر یقین پرواز کرد
  • Birbirlerine bağlı olan ayakları çözüldü, açıldı mı her unsur kuşu hemencecik uçuverir.
  • جذبه‌ی این اصلها و فرعها ** هر دمی رنجی نهد در جسم ما 4430
  • Bu asıllarla feri’lerin birbirlerini çekişi yüzünden her an bedenimizde bir illet zuhur eder.
  • تا که این ترکیبها را بر درد ** مرغ هر جزوی به اصل خود پرد
  • Kuşa benzeyen her cüz’ün aslına uçması için bu ulaşmayı bozup yırtmak ister
  • حکمت حق مانع آید زین عجل ** جمعشان دارد بصحت تا اجل
  • Fakat Allah’ın hikmeti, bu aceleye mâni olur. Onları ecel gelinceye kadar sıhhat vasıtasıyla toplu tutar.
  • گوید ای اجزا اجل مشهود نیست ** پر زدن پیش از اجلتان سود نیست
  • “Ey cüz’ler, daha ecel gelip görünmedi. Ecelden önce kanat çırpmanızda bir fayda yok” der.
  • چونک هر جزوی بجوید ارتفاق ** چون بود جان غریب اندر فراق
  • Her cüz’ü, kendi aslına arkadaş olmayı diler, ararsa ayrılıkta kalan bu garip canın hali ne olur. Var, sen kıyas et!
  • منجذب شدن جان نیز به عالم ارواح و تقاضای او و میل او به مقر خود و منقطع شدن از اجزای اجسام کی هم کنده‌ی پای باز روح‌اند
  • Canın da ruhlar âlemine çekilmeyi dilemesi, onun da vatanına gitmeyi ve ayağının bağlayan şu cisme ait cüz’ülerden kurtulmayı istemesi
  • گوید ای اجزای پست فرشیم ** غربت من تلختر من عرشیم 4435
  • Can der ki: “Ey benim şu yeryüzüne mensup cüz’ülerim benim garipliğim sizin garipliğinizden daha acı… Ben, arşa mensubum.”
  • میل تن در سبزه و آب روان ** زان بود که اصل او آمد از آن
  • Tenin meyli, yeşilliğe, akarsuya… Çünkü aslı ondan.
  • میل جان اندر حیات و در حی است ** زانک جان لامکان اصل وی است
  • Canın meyli ise diriliğe, diriye… Çünkü aslı Lâmekân’ın canı!
  • میل جان در حکمتست و در علوم ** میل تن در باغ و راغست و کروم
  • Can, hikmete, bilgilere… Ten, bağa, bahçeye, üzüme meyleder.
  • میل جان اندر ترقی و شرف ** میل تن در کسب و اسباب علف
  • Can, yücelmeye, yükselmeye can atar; ten, kazanca, ota, yiyeceğe, içeceğe!
  • میل و عشق آن شرف هم سوی جان ** زین یحب را و یحبون را بدان 4440
  • O yücelmenin aşkı, o yücelmenin meylide canadır. “Allah onları sever onlarda Allah’ı” ayetini bundan anla!