English    Türkçe    فارسی   

3
663-687

  • خواجه بر جست و بیامد ناشکفت ** روستایی را گریبانش گرفت
  • Şehirli dayanamadı, sıçrayıp köylünün yakasına yapıştı.
  • کابله طرار شید آورده‌ای ** بنگ و افیون هر دو با هم خورده‌ای
  • Dedi ki: “A hilebaz sersem, a bunak mendebur, sen hem afyon yutmuş, hem esrar içmişsin.
  • در سه تاریکی شناسی باد خر ** چون ندانی مر مرا ای خیره‌سر 665
  • Bu üç karanlık içinde eşeğin yellenmesini tanıyorsun da beni nasıl tanımıyorsun be hey avare!
  • آنک داند نیمشب گوساله را ** چون نداند همره ده‌ساله را
  • Gece yarısı eşek sıpasını tanıyan adam, güpegündüz dostunu nasıl tanımaz?
  • خویشتن را عارف و واله کنی ** خاک در چشم مروت می‌زنی
  • Kendini dalgın ve arif gösteriyor da mürüvvetin, vefanın gözüne toprak serpiyorsun.
  • که مرا از خویش هم آگاه نیست ** در دلم گنجای جز الله نیست
  • Benim kendimden bile haberim yok, gönlüme Allah’tan başka hiçbir şey sığmıyor ki.
  • آنچ دی خوردم از آنم یاد نیست ** این دل از غیر تحیر شاد نیست
  • Dün yediğim bile aklımda değil. Bu gönül, hayretten başka bir şeyden neşelenmiyor diye kendini müstağrak gösteriyorsun ama
  • عاقل و مجنون حقم یاد آر ** در چنین بی‌خویشیم معذور دار 670
  • Asıl akıllı, fakat Allah mecnunu benim, bunu hatırında tut da şu kendimde olmayışımı mazur gör.
  • آنک مرداری خورد یعنی نبید ** شرع او را سوی معذوران کشید
  • Bir insan, şer’an murdar olan hurma şarabı içse kendinde değilse şeriat, onu mazur tutar.
  • مست و بنگی را طلاق و بیع نیست ** همچو طفلست او معاف و معتقیست
  • Sarhoş ve esrarkeşin karı boşaması ve bir şey satması, makbul ve muteber değildir. O, çocuğa benzer, yaptığı affedilir, hürdür, serbesttir.
  • مستیی کید ز بوی شاه فرد ** صد خم می در سر و مغز آن نکرد
  • Asıl tek padişah olan Allah’tan gelen sarhoşluksa insana yüz küpün şarabından ziyade tesir eder, yüz küpün şarabından ziyade adamın aklını alır.
  • پس برو تکلیف چون باشد روا ** اسب ساقط گشت و شد بی دست و پا
  • Haydi yürü artık böyle adama nasıl teklif olabilir ki? At düştü, elsiz, ayaksız bir hâle geldi.
  • بار کی نهد در جهان خرکره را ** درس کی دهد پارسی بومره را 675
  • Âlemde eşek sıpasına kim yük yükler? Ebumerre’ye kim Farsça okutabilir?
  • بار بر گیرند چون آمد عرج ** گفت حق لیس علی الاعمی حرج
  • At topallamaya başladı mı, üstündeki yükü alırlar. Çünkü Allah “ Köre teklif yok” dedi.
  • سوی خود اعمی شدم از حق بصیر ** پس معافم از قلیل و از کثیر
  • Ben de kendime karşı kör, fakat Allah’ı görür oldum. Şu halde azdan da affedilmişim, çoktan da!
  • لاف درویشی زنی و بی‌خودی ** های هوی مستیان ایزدی
  • Hâlbuki sen, dervişlikten dem vuruyorsun, kendinde olmadığını söylüyorsun, ebedî sarhoşlar gibi hayhuylarda bulunuyor, naralar atıyorsun.
  • که زمین را من ندانم ز آسمان ** امتحانت کرد غیرت امتحان
  • Yeri gökten fark etmiyorum diyorsun ama Allah gayreti seni bir sınadı ki!
  • باد خرکره‌ی چنین رسوات کرد ** هستی نفی ترا اثبات کرد 680
  • Eşek sıpasının yellenmesi seni böyle rüsvay etti, senin, ben yokum diye kendini nefyedişini reddederek, varlığını ispat etti.
  • این چنین رسوا کند حق شید را ** این چنین گیرد رمیده‌صید را
  • Allah, sersem adamı böyle rüsvay eder, kaçan avı böyle yakalar işte!”
  • صد هزاران امتحانست ای پسر ** هر که گوید من شدم سرهنگ در
  • Hey babam hey… Ben, padişah kapısına çavuş oldum diyene yüz binlerce sınama var.
  • گر نداند عامه او را ز امتحان ** پختگان راه جویندش نشان
  • Halk, onu bu sınamayla tanımasa bile ileri gelenler, onun dâvasına delil ister, yolundan nişan sorarlar.
  • چون کند دعوی خیاطی خسی ** افکند در پیش او شه اطلسی
  • Aşağılık bir adam, terzilik dâvasına kalkışsa padişah, onun önüne bir atlas kumaş atar.
  • که ببر این را بغلطاق فراخ ** ز امتحان پیدا شود او را دو شاخ 685
  • Bundan bir geniş kaftan yap der. Bu sınamayla yersiz dâvaya kalkışanın başında iki boynuzdur peyda olur, öküzlüğü anlaşılıverir.
  • گر نبودی امتحان هر بدی ** هر مخنث در وغا رستم بدی
  • Eğer kötüleri sınama olmasaydı her puşt, savaşta Rüstem kesilirdi!
  • خود مخنث را زره پوشیده گیر ** چون ببیند زخم گردد چون اسیر
  • Farz et ki puşt zırh giymiş, kaç para eder? Savaşa girişip sıkışınca esir olacak değil mi?