English    Türkçe    فارسی   

5
1592-1616

  • بندگان دارند لابد خوی او  ** مشکهاشان پر ز آب جوی او 
  • Kullar da onun huyundadır, tulumlar onun suyu ile doludur.
  • آن رسول حق قلاوز سلوک  ** گفت الناس علی دین الملوک 
  • O Tanrı Resulü, o sülük kılavuzu “İnsanlar padişahların dinindedir” demiştir.
  • رفت میکائیل سوی رب دین  ** خالی از مقصود دست و آستین 
  • Mikail, din rabbinin tapısına, eli yeni boş olarak gitti.
  • گفت ای دانای سر و شاه فرد  ** خاک از زاری و گریه بسته کرد  1595
  • Dedi ki: Ey sırları bilen tek padişah, toprak ağlayıp inledi, yolumu bağladı benim.
  • آب دیده پیش تو با قدر بود  ** من نتانستم که آرم ناشنود 
  • Senin yanında gözyaşının bir değeri vardır. İşitmezlikten gelemedim.
  • آه و زاری پیش تو بس قدر داشت  ** من نتانستم حقوق آن گذاشت 
  • Ahın feryadın sence yüce bir değeri var. O hukuku terk etmek elimden gelmedi.
  • پیش تو بس قدر دارد چشم تر  ** من چگونه گشتمی استیزه‌گر 
  • Sence yaşlı gözün pek değeri var. Artık ben, nasıl inat edebilirdim?
  • دعوت زاریست روزی پنج بار  ** بنده را که در نماز آ و بزار 
  • Kul, günde beş kere namaza gel, feryad et diye davet edilir.
  • نعره‌ی مذن که حیا عل فلاح  ** وآن فلاح این زاری است و اقتراح  1600
  • Müezzinin “Haydi felaha” demesi yok mu? O felah, bu ağlayış bu sızlanıştır.
  • آن که خواهی کز غمش خسته کنی  ** راه زاری بر دلش بسته کنی 
  • Sen kimi dertle hasta etmek istersen onun gönlüne ağlayış yolunu kapatırsın.
  • تا فرو آید بلا بی‌دافعی  ** چون نباشد از تضرع شافعی 
  • Bu suretle de defeden olmaz, bela gelip çatar. Çünkü sızlanma şefaatçısı bulunmaz.
  • وانک خواهی کز بلااش وا خری  ** جان او را در تضرع آوری 
  • Birisini beladan kurtarmak istersen gönlüne sızlanmayı getirirsin.
  • گفته‌ای اندر نبی که آن امتان  ** که بریشان آمد آن قهر گران 
  • Kuran’da şiddetli azaba uğrayan ümmetler hakkında dedin ki:
  • چون تضرع می‌نکردند آن نفس  ** تا بلا زیشان بگشتی باز پس  1605
  • O anda ağlayıp sızlanmadılar ki bela onlardan dönüp savuşsun.
  • لیک دلهاشان چون قاسی گشته بود  ** آن گنههاشان عبادت می‌نمود 
  • Gönülleri katı olduğundan suçları kendilerine ibadet görünüyordu.
  • تا نداند خویش را مجرم عنید  ** آب از چشمش کجا داند دوید 
  • İnatçı kendisini suçlu bilmedikçe nasıl olur da gözleri yaşarır ağlar?
  • قصه‌ی قوم یونس علیه‌السلام بیان و برهان آنست کی تضرع و زاری دافع بلای آسمانیست و حق تعالی فاعل مختارست پس تضرع و تعظیم پیش او مفید باشد و فلاسفه گویند فاعل به طبع است و بعلت نه مختار پر تضرع طبع را نگرداند 
  • Ağlayıp sızlamanın, gökyüzünden gelen belayı defettiğine Yunus aleyhisselam'ın hikayesi deleldir. Ulu Tanrı,dilediği gibi iş görür, şu halde sızlanma ve onu ululama, insana fayda verir. Filozoflarsa Tanrı, tabiata ve sebebe göre işi görür, dilediği gibi değil. Onun için de sızlanış, tabiatı değiştiremez derler.
  • قوم یونس را چو پیدا شد بلا  ** ابر پر آتش جدا شد از سما 
  • Yunus peygamberin kavmine bela gelip çattı. Gökten ateş dolu bir bulut ayrıldı.
  • برق می‌انداخت می‌سوزید سنگ  ** ابر می‌غرید رخ می‌ریخت رنگ 
  • Yıldırımlar saçıyor, taşları yakıyordu. Gök gürlemekte, benizleri sarartmaktaydı.
  • جملگان بر بامها بودند شب  ** که پدید آمد ز بالا آن کرب  1610
  • Onların hepsi damlardaydı. Vakit geceydi. Gökyüzünden gelen bu bela, gece vakti gelip çatmıştı.
  • جملگان از بامها زیر آمدند  ** سر برهنه جانب صحرا شدند 
  • Hepsi damlardan aşağı indi. Başlarını açıp ovanın yolunu tuttular.
  • مادران بچگان برون انداختند  ** تا همه ناله و نفیر افراختند 
  • Analar evlatlarını kendilerinden ayırdılar. Hepsi feryat figana, çığrışıp ağlaşmaya koyuldu.
  • از نماز شام تا وقت سحر  ** خاک می‌کردند بر سر آن نفر 
  • O kavim, akşam namazından seher vaktine kadar başlarına toprak serptiler.
  • جملگی آوازها بگرفته شد  ** رحم آمد بر سر آن قوم لد 
  • Hepsi avaz,avaz ağlaşıp yalvardılar. O inatçı kavme Tanrı acıdı.
  • بعد نومیدی و آه ناشکفت  ** اندک‌اندک ابر وا گشتن گرفت  1615
  • Ümitsizlikten, sabırsız ah ve feryattan sonra yavaş,yavaş bulut dağılmaya başladı.
  • قصه‌ی یونس درازست و عریض  ** وقت خاکست و حدیث مستفیض 
  • Yunus peygamberin hikayesi uzun ve etraflıdır. Halbuki toprağı anlatma ve feyiz verme zamanı.