English    Türkçe    فارسی   

2
1219-1228

  • Gençlik; mamur, tavanı adamakıllı yüksek, dört duvarı sapasağlam bir eve benzer.
  • خانه‏ی معمور و سقفش بس بلند ** معتدل ارکان و بی‏تخلیط و بند
  • Ne mutlu o kişiye ki ihtiyarlık günleri gelip çatmadan, boynunu liften yapılmış iple bağlamadan… 1220
  • پیش از آن که ایام پیری در رسد ** گردنت بندد به حبل من مسد
  • Toprak çoraklaşıp akmadan, kaymadan işini başarmıştır. Çünkü çorak yerden güzel nebatat asla yetişmez.
  • خاک شوره گردد و ریزان و سست ** هرگز از شوره نبات خوش نرست‏
  • İhtiyarın gücü, kuvveti kesilir, şehvet suyu akmaz olur. Kendisinden de faydalanmaz, başkalarına da faydası dokunmaz.
  • آب زور و آب شهوت منقطع ** او ز خویش و دیگران نامنتفع‏
  • Kaşları eyer kuskunu gibi aşağı düşer, gözü yaşarır, görmez olur.
  • ابروان چون پالدم زیر آمده ** چشم را نم آمده تاری شده‏
  • Yüzü buruşur, kertenkele sırtına döner. Söz söyleyemez, tat alamaz olur, dişleri bir şey kesmez bir hale gelir.
  • از تشنج رو چو پشت سوسمار ** رفته نطق و طعم و دندانها ز کار
  • Gün geçip gitmiş, akşam çağı gelip çatmış, leş gibi beden topallamakta, yolsa uzun. İş görülecek yer yıkık iş işten geçmiş.. 1225
  • روز بی‏گه لاشه لنگ و ره دراز ** کارگه ویران عمل رفته ز ساز
  • Kötü huyların kökleri kuvvetlenmiş, onu kökünden söküp çıkarma kuvveti de azalmış!
  • بیخهای خوی بد محکم شده ** قوت بر کندن آن کم شده‏
  • Valinin, yola diken ekene “Yola diktiğin dikenleri sök” diye emir vermesi
  • فرمودن والی آن مرد را که این خار بن را که نشانده‏ای بر سر راه بر کن
  • Bu iş, o tatlı sözlü, fakat kötü huylu adamın yol üstüne diken dikmesine benzer.
  • همچو آن شخص درشت خوش سخن ** در میان ره نشاند او خار بن‏
  • Yoldan geçenler ona darılmaya başladılar, bu dikenleri sök diye bir hayli söylediler, fakat fayda etmedi.
  • ره گذریانش ملامت‏گر شدند ** بس بگفتندش بکن این را نکند