English    Türkçe    فارسی   

2
2148-2157

  • Mademki sende o can gözü yok, her vücutta define var san!
  • ور نگردد دوست کینش کم شود ** ز آن که احسان کینه را مرهم شود
  • Kutup olmasa bile belki bir yol dostudur, padişah değilse bile bir atlı askerdir.
  • بس فواید هست غیر این و لیک ** از درازی خایفم ای یار نیک‏
  • Kim olursa olsun, ister yaya, ister atlı, yol dostlarıyla buluşmayı, onların halini sormayı, hatırlarını ele almayı lâzım bil. 2150
  • حاصل این آمد که یار جمع باش ** هم چو بتگر از حجر یاری تراش‏
  • Hatta o adam, düşman bile olsa yine ihsan iyidir. Çünkü ihsan yüzünden düşman bile adama dost olur.
  • ز آن که انبوهی و جمع کاروان ** ره زنان را بشکند پشت و سنان‏
  • Dost olmasa bile hiç olmazsa kini azalır. Çünkü ihsanda bulunmak, kine âdeta merhemdir.
  • چون دو چشم دل نداری ای عنود ** که نمی‏دانی تو هیزم را ز عود
  • Bundan başka daha nice faydaları var ama ey iyi adam, sözü uzatmadan korkuyorum.
  • چون که گنجی هست در عالم مرنج ** هیچ ویران را مدان خالی ز گنج‏
  • Sözün hülâsası şu: Topluluğa dost ol. Hatta bir dost bulamazsan put yapan Amad gibi taştan bir dost yont, onu sev!
  • قصد هر درویش می‏کن از گزاف ** چون نشان یابی بجد می‏کن طواف‏
  • Zira kalabalık ve kervan halkının çokluğu yol vurucuların belini kırar, onları kahreder. 2155
  • چون تو را آن چشم باطن بین نبود ** گنج می‏پندار اندر هر وجود
  • Ulu Tanrı’nın Musa Aleyhisselâm’a “Niçin hastalığımda benim halimi, hatırımı sormağa gelmedin?” diye vahyetmesi
  • وحی کردن حق تعالی به موسی علیه السلام که چرا به عیادت من نیامدی‏
  • Tanrı’dan Musa’ya şu hitap geldi: “Ey koltuğundan ayın doğduğunu gören!
  • آمد از حق سوی موسی این عتاب ** کای طلوع ماه دیده تو ز جیب‏
  • Seni Tanrılık nurunun doğusu haline getirdiğim halde ben ki Tanrı’yım, hastalandım da niçin halimi hatırımı sormaya gelmedin?”
  • مشرقت کردم ز نور ایزدی ** من حقم رنجور گشتم نامدی‏