English    Türkçe    فارسی   

2
3501-3510

  • Mucize görür, aydınlanır. Sonradan der ki: O bir hayaldi.
  • معجزه بیند فروزد آن زمان ** بعد از آن گوید خیالی بود آن‏
  • Hakikat olsaydı o gördüğüm şaşılacak şey gece gündüz gözümün önünde dururdu.
  • ور حقیقت بودی آن دید عجب ** چون مقیم چشم نامد روز و شب‏
  • Hâlbuki o temiz gözlerde mukimdir, hayvan gözüne karin olmaz.
  • آن مقیم چشم پاکان می‏بود ** نه قرین چشم حیوان می‏شود
  • O şaşılacak şey, o mucize, bu duygudan utanır çekinir. Tavus kuşu, hiç dar bir kuyuya girer mi?
  • کان عجب زین حس دارد عار و ننگ ** کی بود طاوس اندر چاه تنگ‏
  • Sakın bana, çok söylüyor deme. Ben, yüzde birini söylüyorum, söylediğim de pek cüzi, muhtasar! 3505
  • تا نگویی مر مرا بسیار گو ** من ز صد یک گویم و آن همچو مو
  • Sofilerin, şeyhin huzurunda çok söz söyleyen sofiyi kınamaları
  • تشنیع صوفیان بر آن صوفی که پیش شیخ بسیار می‏گوید
  • Sofiler, bir sofiyi kınayıp tekke şeyhinin yanına gelerek,
  • صوفیان بر صوفیی شنعت زدند ** پیش شیخ خانقاهی آمدند
  • Şeyhe “Ey ulumuz, medet... Bu sofiden öcümüzü al” dediler.
  • شیخ را گفتند داد جان ما ** تو از این صوفی بجو ای پیشوا
  • Şeyh “Sofiler, şikâyetiniz neden” diye sorunca birisi “Bu sofinin üç kötü huyu var;
  • گفت آخر چه گله ست ای صوفیان ** گفت این صوفی سه خو دارد گران‏
  • Söze başladı mı çan gibi susmak bilmez, boyuna söyler. Yemeğe girişti mi yirmi kişinin öğününden fazla yemek yer.
  • در سخن بسیار گو همچون جرس ** در خورش افزون خورد از بیست کس‏
  • Yattı mı uyudu mu Eshabı Kehf’e benzer” dedi. Sofiler, bu üç huy, yol ehline yaraşmaz diye şeyhin huzurunda savaşa giriştiler. 3510
  • ور بخسبد هست چون اصحاب کهف ** صوفیان کردند پیش شیخ زحف‏