English    Türkçe    فارسی   

3
1213-1222

  • Felsefeci, aleyhine söylenmeye yeltenir ama nurunun oku ağzını oklar, onu susturur.”
  • فلسفی و آنچ پوزش می‌کند ** قوس نورت تیردوزش می‌کند
  • Hakikaten de öyle oldu, hatta bu vaatten de üstün şeyler vücuda geldi. O uyudu, fakat bahtı, ikbali uyumadı.
  • آنچنان کرد و از آن افزون که گفت ** او بخفت و بخت و اقبالش نخفت
  • Babalarının canı yavrularım, sihirbaz uyudu mu işinin parlaklığı gider, sihrinin tesiri kalmaz.” 1215
  • جان بابا چونک ساحر خواب شد ** کار او بی رونق و بی‌تاب شد
  • Bu sözleri duyup uyandılar, ikisi de kabri öpüp o ulu savaş için Mısır’a hareket ettiler.
  • هر دو بوسیدند گورش را و تفت ** تا بمصر از بهر آن پیگار زفت
  • Mısır’a varınca Musa’yı, Musa’nın evini aramaya başladılar.
  • چون به مصر از بهر آن کار آمدند ** طالب موسی و خانه‌ی او شدند
  • Onların Mısır’a geldikleri gün de Musa, tesadüfen bir hurma ağacının altında uyumaktaydı.
  • اتفاق افتاد کان روز ورود ** موسی اندر زیر نخلی خفته بود
  • Sordukları adamlar onlara “Varın hurmalıkta arayın” dediler.
  • پس نشان دادندشان مردم بدو ** که برو آن سوی نخلستان بجو
  • Hurmalığa geldikleri zaman bir de baktılar ki hurma fidanlarının dibinde bir uyuyan var, fakat cihanın uyanığı! 1220
  • چون بیامد دید در خرمابنان ** خفته‌ای که بود بیدار جهان
  • Naz ederek baş gözlerini yummuş ama arş da gözlerinin önünde, ferş de!
  • بهر نازش بسته او دو چشم سر ** عرش و فرشش جمله در زیر نظر
  • Gözleri açık, fakat gönlü uykuda nice adamlar var… Zaten su ve toprak ehli olanın gözü ne görebilir ki?
  • ای بسا بیدارچشم و خفته‌دل ** خود چه بیند دید اهل آب و گل