English    Türkçe    فارسی   

3
3744-3753

  • Yürü, Allah’ın verdiği hikmet otunu ye! Çünkü Allah, onu ancak cömertliğinden, ihsanından dolayı karşılık istemeksizin vermiştir.
  • رو ز حکمت خور علف کان را خدا ** بی غرض دادست از محض عطا
  • Allah “Allah’ın verdiği rızıktan yiyin” dedi. Sen, buradaki rızkı ekmek sandın, hikmet olduğunu anlamadın ha! 3745
  • فهم نان کردی نه حکمت ای رهی ** زانچ حق گفتت کلوا من رزقه
  • Allah’ın verdiği rızık, insan mertebesine göre hikmettir. O rızık sonunda senin boğazında durmaz, seni öldürüp mahvetmez!
  • رزق حق حکمت بود در مرتبت ** کان گلوگیرت نباشد عاقبت
  • Bu ağzını kapadın mı başka bir ağız açılır… O ağız sır lokmalarını yer, yutar.
  • این دهان بستی دهانی باز شد ** کو خورنده‌ی لقمه‌های راز شد
  • Bedenini Şeytan aslanından kurtarabilirsen Allah sofrasında nice nimetler yersin!
  • گر ز شیر دیو تن را وابری ** در فطام اوبسی نعمت خوردی
  • Ben bu sözü, Türklerin et yemeği gibi yarı pişmiş, yarı ham bir halde anlattım. Sen tamamını Hâkim-i Gaznevî’den duy!
  • ترک‌جوشش شرح کردم نیم‌خام ** از حکیم غزنوی بشنو تمام
  • O gayb hakîmi, o ariflerin övündükleri zat, bunu İlahînâme’de anlatır: 3750
  • در الهی‌نامه گوید شرح این ** آن حکیم غیب و فخرالعارفین
  • Gam ye de, gam artıranların, seni derde sokanların ekmeğini yeme... çünkü akıllı adam gam yer, çocuksa şeker!
  • غم خور و نان غم‌افزایان مخور ** زانک عاقل غم خورد کودک شکر
  • Neşe şekeri, gam bahçesinin meyvasıdır. Bu ferah yaradır, o gam merhem.
  • قند شادی میوه‌ی باغ غمست ** این فرح زخمست وآن غم مرهمست
  • Gamı gördün mü aşkla kucakla… Şam’a Rübve tepesinden bak!
  • غم چو بینی در کنارش کش به عشق ** از سر ربوه نظر کن در دمشق