English    Türkçe    فارسی   

3
4668-4677

  • Akılsız bir tavuk, deveyi evine konuk götürür.
  • مرغ خانه اشتری را بی خرد ** رسم مهمانش به خانه می‌برد
  • Fakat deve, tavuğun evine ayak atar atmaz ev yıkılır, dam çöker!
  • چون به خانه مرغ اشتر پا نهاد ** خانه ویران گشت و سقف اندر فتاد
  • Bizim aklımız, fikrimiz de tavuk kümesinden ibaret. Salih’in aklıysa Allah devesini arar. 4670
  • خانه‌ی مرغست هوش و عقل ما ** هوش صالح طالب ناقه‌ی خدا
  • Deve, başını suya, toprağa daldırınca orada ne toprak kalır, ne can, ne gönül.
  • ناقه چون سر کرد در آب و گلش ** نه گل آنجا ماند نه جان و دلش
  • Aşk öyle bir fazilettir ki insanı faziletler sahibi yapar… Fakat insan, bu haddinden fazla dileyiş yüzünden hem pek zalimdir, ham de pek cahil!
  • کرد فضل عشق انسان را فضول ** زین فزون‌جویی ظلومست و جهول
  • İnsan hakikaten bilgisizdir; Hele bu müşkül avda büsbütün bilgisiz. Bir tavşan, aslanı kucaklamaya çalışıyor!
  • جاهلست و اندرین مشکل شکار ** می‌کشد خرگوش شیری در کنار
  • Eğer aslanı bilseydi, görseydi hiç kucaklamaya kalkışır mıydı, buna imkân mı var?
  • کی کنار اندر کشیدی شیر را ** گر بدانستی و دیدی شیر را
  • İnsan, canına da zulmeder, nefsine de… Fakat şu zulme bak, şu zulmü gör ki adaletlerden bile topu kapar, adaletlerden bile üstündür, ileridir. 4675
  • ظالمست او بر خود و بر جان خود ** ظلم بین کز عدلها گو می‌برد
  • Bilgisizliği ilimlere üstattır… Zulmü, adaletlere doğru yol gösterir.
  • جهل او مر علمها را اوستاد ** ظلم او مر عدلها را شد رشاد
  • Sadr-ı Cihan, bu nefesi kesilmiş âşık, ona ben nefes bağışlayınca dirilir, kendine gelir diye âşığın elini tuttu,
  • دست او بگرفت کین رفته دمش ** آنگهی آید که من دم بخشمش