English    Türkçe    فارسی   

3
809-818

  • Yiyecek bulmak, yayılmak üzereyken ansızın feleğin sınaması gelir çatar.
  • تا علف چیند ببیند ناگهان ** بازیی دیگر ز حکم آسمان
  • Öbür dağa bakar, orada bir dişi dağ keçisi görür. 810
  • بر کهی دیگر بر اندازد نظر ** ماده بز بیند بر آن کوه دگر
  • Derhal gözleri kararır. Bu dağdan ta o dağa sıçramak ister.
  • چشم او تاریک گردد در زمان ** بر جهد سرمست زین که تا بدان
  • Dişi keçinin bulunduğu dağ, ona o kadar yakın görünür ki oraya sıçramak, ev kapısının etrafında koşup dolanmak kadar kolay gelir.
  • آنچنان نزدیک بنماید ورا ** که دویدن گرد بالوعه‌ی سرا
  • Binlerce arşın yol ona iki arşınlık bir mesafe görünür, o sarhoşlukla sıçramak ister.
  • آن هزاران گز دو گز بنمایدش ** تا ز مستی میل جستن آیدش
  • Sıçrayınca da iki amansız dağın arasında ki çukura düşüverir.
  • چونک بجهد در فتد اندر میان ** در میان هر دو کوه بی امان
  • O avcılardan dağa kaçmıştı, kaçıp sığındığı yer, kanını döker. 815
  • او ز صیادان به که بگریخته ** خود پناهش خون او را ریخته
  • Avcılarsa o iki dağ arasındaki yarda oturmuş, bu azametli kaza ve kaderin zuhurunu beklemekteler…
  • شسته صیادان میان آن دو کوه ** انتظار این قضای با شکوه
  • Dağ keçisi, ekseriyetle böyle avlanır. Yoksa bu hayvan, pek yürük, pek çeviktir, düşmanını sezer, anlar.
  • باشد اغلب صید این بز همچنین ** ورنه چالاکست و چست و خصم‌بین
  • Rüstem’in kellesi, kulağı yerindedir, sakallı, bıyıklı bir adamdır. Ama ayağını tutup onu kafese sokan tuzak, şehvettir.
  • رستم ارچه با سر و سبلت بود ** دام پاگیرش یقین شهوت بود