English    Türkçe    فارسی   

4
3393-3402

  • Ben dağın başındayken dağın eteğini görürüm... her çukuru, her düzü kat, kat görürüm.
  • از سر که من ببینم پای کوه ** هر گو و هموار را من توه توه
  • Nitekim o ulu er de eceline kadar başına ne gelecekse gördü.
  • هم‌چنانک دید آن صدر اجل ** پیش کار خویش تا روز اجل
  • Yirmi yıl sonra neler olacak o iyi huylu bütün bunları bilir. 3395
  • آنچ خواهد بود بعد بیست سال ** داند اندر حال آن نیکو خصال
  • Hattâ o takva sahibi yalnız kendi halini görmez... batıdakilerin halini de görür, doğudakilerin halini de!
  • حال خود تنها ندید آن متقی ** بلک حال مغربی و مشرقی
  • Nur, onun gözünde, gönlünde yurt tutar... neden mi dedin? Vatan sevgisi yüzünden!
  • نور در چشم و دلش سازد سکن ** بهر چه سازد پی حب الوطن
  • Hani Yusuf gibi... o da ayın, güneşin kendisine secde ettiğini önce rüyasında gördü.
  • هم‌چو یوسف کو بدید اول به خواب ** که سجودش کرد ماه و آفتاب
  • On yıl önce hattâ daha önce gördükleri Yusuf’un başına geldi.
  • از پس ده سال بلک بیشتر ** آنچ یوسف دید بد بر کرد سر
  • “Mümin Tanrı nuru ile görür” sözü saçma değil... Tanrı nuru, gökleri bile delip geçer. 3400
  • نیست آن ینظر به نور الله گزاف ** نور ربانی بود گردون شکاف
  • Senin gözünde o nur yok... yürü, sen hayvani duygulara kapılıp kalmışsın!
  • نیست اندر چشم تو آن نور رو ** هستی اندر حس حیوانی گرو
  • Sen, gözünün zayıflığından ayağının önünü görürüsün... zayıfsın kılavuzun da zayıf!
  • تو ز ضعف چشم بینی پیش پا ** تو ضعیف و هم ضعیفت پیشوا