English    Türkçe    فارسی   

4
966-975

  • Kışın çıplak adamın titremesi gibi titremekte “Eyvahlar olsun, helâk olduk” demekteydi.
  • آنچنان که اندر زمستان مرد عور ** او همی لرزید و می‌گفت ای ثبور
  • Halime ihtiyarın bu halini görünce büsbütün şaşırdı, ne yapacağını unuttu.
  • چون در آن حالت بدید او پیر را ** زان عجب گم کرد زن تدبیر را
  • Dedi ki: “A ihtiyar, ben de mihnetteyim ama şimdi temelli şaşırdım kaldım!
  • گفت پیر اگر چه من در محنتم ** حیرت اندر حیرت اندر حیرتم
  • An olur rüzgâr bana hatiplik eder, zaman gelir taşlar edep öğretir!
  • ساعتی بادم خطیبی می‌کند ** ساعتی سنگم ادیبی می‌کند
  • Rüzgâr, bana söz söyler... Taş ve dağ, eşyanın hakikatini anlatır! 970
  • باد با حرفم سخنها می‌دهد ** سنگ و کوهم فهم اشیا می‌دهد
  • Gâh olur gayb erleri, gökyüzünün yeşil kanatlı melekleri çocuğumu kaparlar!
  • گاه طفلم را ربوده غیبیان ** غیبیان سبز پر آسمان
  • Kime ağlayıp sızlanayım... Kime şikâyet edeyim? Yüzlerce gönülle sevdalara kapılanlara döndüm şimdi.
  • از کی نالم با کی گویم این گله ** من شدم سودایی اکنون صد دله
  • O çocuğun gayreti, gayb sırlarını söyletmiyor, ağzımı yumuyor benim... Şu kadar söyleyeyim: Çocuğum kayboldu!
  • غیرتش از شرح غیبم لب ببست ** این قدر گویم که طفلم گم شدست
  • Fakat şimdi başka bir şey söylesem halk, beni delirdi sanır, zincirlere vurur!”
  • گر بگویم چیز دیگر من کنون ** خلق بندندم به زنجیر جنون
  • İhtiyar dedi ki: “Halime, şad ol... Şükür secdesine kapan, yüzünü pek yırtma. 975
  • گفت پیرش کای حلیمه شاد باش ** سجده‌ی شکر آر و رو را کم خراش