English    Türkçe    فارسی   

1
2386-2395

  • حق زمین و آسمان بر ساخته ست ** در میان بس نار و نور افراخته ست‌‌
  • Hak, yeri, göğü yaratmış, aralarında da bir çok nur ve nâr yüceltmiştir.
  • این زمین را از برای خاکیان ** آسمان را مسکن افلاکیان‌‌
  • Bu yeri yerdekiler için yaratmış, göğü de göktekilerin yurdu yapmıştır.
  • مرد سفلی دشمن بالا بود ** مشتری هر مکان پیدا بود
  • Aşağılık kişi yükseğin düşmanıdır. Her şeyin müşterisi meydana çıkar.
  • ای ستیره هیچ تو برخاستی ** خویشتن را بهر کور آراستی‌‌
  • Ey kapalı örtünüp bürünmüş kadın, sen hiç kör için süslendin mi?
  • گر جهان را پر در مکنون کنم ** روزی تو چون نباشد چون کنم‌‌ 2390
  • Dünyayı en değerli incilerle doldursan nasibin yoksa ne yapayım?
  • ترک جنگ و ره زنی ای زن بگو ** ور نمی‌‌گویی به ترک من بگو
  • Ey kadın, kavgayı, darılmayı bırak; bırakmayacaksan beni bırak!
  • مر مرا چه جای جنگ نیک و بد ** کاین دلم از صلحها هم می‌‌رمد
  • Ben, iyiyle, kötüyle, kavga edemem; kavga ile işim yok. Savaşmak şöyle dursun; gönlüm barışlardan bile ürkmekte.
  • گر خمش کردی و گرنه آن کنم ** که همین دم ترک خان و مان کنم‌‌
  • Susacaksan ne âlâ; yoksa öyle bir iş yaparım ki şu anda hemen kalkar, evimi, barkımı bırakır, giderim.”
  • مراعات کردن زن شوهر را و استغفار کردن از گفته‌‌ی خویش‌‌
  • Kadının yola gelip söylediklerinden istiğfar eylemesi
  • زن چو دید او را که تند و توسن است ** گشت گریان گریه خود دام زن است‌‌
  • Kadın onu titiz ve hiddetli görünce ağlamaya başladı. Zaten ağlamak, kadının tuzağıdır.
  • گفت از تو کی چنین پنداشتم ** از تو من اومید دیگر داشتم‌‌ 2395
  • “Ben, senden bunu mu umardım? Senden başka ümidim vardı” dedi.