English    Türkçe    فارسی   

1
3447-3456

  • علم چون بر دل زند یاری شود ** علم چون بر تن زند باری شود
  • Gönle uran, adamı gönül ehli yapan ilim; insana fayda verir. Yalnız tene tesir eden, insana mal olmayan ilim yükten ibarettir.
  • گفت ایزد یحمل اسفاره ** بار باشد علم کان نبود ز هو
  • Tanrı “ Yahmilü esfâra-Tevrat’ı bilip onunla amel etmeyen kitap taşıyan eşeğe benzer” dedi. Tanrı’dan olmayan bilgi yüktür.
  • علم کان نبود ز هو بی‌‌واسطه ** آن نپاید همچو رنگ ماشطه‌‌
  • Tanrı’dan vasıtasız olarak verilmeyen ilim, gelini süsleyen kadının ona sürdüğü renk gibi diri kalmaz, uçup gider.
  • لیک چون این بار را نیکو کشی ** بار بر گیرند و بخشندت خوشی‌‌ 3450
  • Fakat bu yükü iyi çekersen yükünü alırlar, rahat ettirirler.
  • هین مکش بهر هوا آن بار علم ** تا ببینی در درون انبار علم‌‌
  • Heva ve heves uğrunda o bilgi yükünü taşıma ki içindeki ilim ambarını göresin.
  • تا که بر رهوار علم آیی سوار ** بعد از آن افتد ترا از دوش بار
  • İlmin rahvan atına bindikten sonra sırtından yükü alırlar.
  • از هواها کی رهی بی‌‌جام هو ** ای ز هو قانع شده با نام هو
  • Tanrı kadehi olmadıkça heva ve heveslerden nereden geçeceksin? Ey Tanrı’ya ait yalnız “Hu” ismine kani olan!
  • از صفت و ز نام چه زاید خیال ** و آن خیالش هست دلال وصال‌‌
  • Sıfattan, addan ne doğar? Hayal! O hayal, sahibine ancak vuslat delili olur.
  • دیده‌‌ای دلال بی‌‌مدلول هیچ ** تا نباشد جاده نبود غول هیچ‌‌ 3455
  • Medlulü olmayan bir delalet edici hiç gördün mü? Yol olmadıkça katiyen gül de olmaz...
  • هیچ نامی بی‌‌حقیقت دیده‌‌ای ** یا ز گاف و لام گل گل چیده‌‌ای‌‌
  • Hakikatı olmayan bir adı hiç gördün mü; yahut Kâf ve Lâm harflerinden gül topladın mı?