English    Türkçe    فارسی   

2
3270-3279

  • آن چنان کس را که کوته بین بود ** در تلون غرق و بی‏تمکین بود 3270
  • Kısa görüşlü, daima halden hale giren, renkten renge boyanan ve temkini bulunmayan,
  • موش گفتم ز انکه در خاک است جاش ** خاک باشد موش را جای معاش‏
  • Kişiye fare dedim, çünkü yeri, yurdu topraktır. Farenin de geçim yeri topraktan ibarettir.
  • راهها داند ولی در زیر خاک ** هر طرف او خاک را کرده ست چاک‏
  • Yolları, izleri bilmez değil, bilir ama yer altındakileri bilir. O, her yanda toprağı delmiş, delik deşik etmiştir.
  • نفس موشی نیست الا لقمه رند ** قدر حاجت موش را عقلی دهند
  • Fare gibi nefis, ancak lokma ufalar. Allah fareye de miktarınca akıl vermiştir.
  • ز انکه بی‏حاجت خداوند عزیز ** می‏نبخشد هیچ کس را هیچ چیز
  • Çünkü yüce Allah, hiç kimseye, ihtiyacından artık bir şey vermez.
  • گر نبودی حاجت عالم زمین ** نافریدی هیچ رب العالمین‏ 3275
  • Eğer âlemin yeryüzüne ihtiyacı olmasaydı âlemlerin Rabbi, yeri yaratmazdı.
  • وین زمین مضطرب محتاج کوه ** گر نبودی نافریدی پر شکوه‏
  • Bu titreyip duran yeryüzü, dağlara muhtaç olmasaydı Allah, o heybetli dağları halk etmezdi.
  • ور نبودی حاجت افلاک هم ** هفت گردون نافریدی از عدم‏
  • Göklere de ihtiyaç olmasaydı yedi kat göğü yoktan meydana getirmezdi.
  • آفتاب و ماه و این استارگان ** جز به حاجت کی پدید آمد عیان‏
  • Güneş, ay ve şu yıldızlar, ancak ihtiyaç yüzünden zuhura geldi.
  • پس کمند هستها حاجت بود ** قدر حاجت مرد را آلت دهد
  • Şu halde varlıkların kemendi, (yoklukları çekip varlık âlemine getiren) ihtiyaçtır. Allah’ın ihsanı, ihtiyaç miktarınca zahir olur.