English    Türkçe    فارسی   

3
2886-2895

  • کو بگوید کین قدر تن که منم ** خانه‌ای از سنگ باید کردنم
  • “Kışa dayanamıyorum sağ olursam taştan bir ev kurmam lazım.
  • چونک تابستان بیاید من بچنگ ** بهر سرما خانه‌ای سازم ز سنگ
  • Yaz gelince dişimle tırnağımla çalışıp çabalayayım, kışın barınmak için bir taş ev kurayım” der.
  • چونک تابستان بیاید از گشاد ** استخوانها پهن گردد پوست شاد
  • Fakat yaz gelip de ısındı mı kellesi, kemiği yerine geldi mi, ilikleri, kemikleri kızışıp derisi gerildi mi,
  • گوید او چون زفت بیند خویش را ** در کدامین خانه گنجم ای کیا
  • Kendisini koskocaman görür de “İyi ama ben hangi eve sığarım ki?” der.
  • زفت گردد پا کشد در سایه‌ای ** کاهلی سیری غری خودرایه‌ای 2890
  • İrileşir, ayağını çeker… Tembel tembel, karnı tok sırtı pek, kendisine güvenmiş bir halde bir gölgeye çekilir.
  • گویدش دل خانه‌ای ساز ای عمو ** گوید او در خانه کی گنجم بگو
  • Gönlü “Bir ev kur” derse de o, “Söyle be yahu, ben nasıl olur da bir eve sığarım ki?” diye cevap verir.
  • استخوان حرص تو در وقت درد ** درهم آید خرد گردد در نورد
  • Sen de bir belâya, bir musibete düştün mü büzülürsün, hırs kemiklerin bitişir; küçülür, kalırsın.
  • گویی از توبه بسازم خانه‌ای ** در زمستان باشدم استانه‌ای
  • “Tövbeden bir ev kurayım, kışın o evceğizde barınayım” dersin.
  • چون بشد درد و شدت آن حرص زفت ** همچو سگ سودای خانه از تو رفت
  • Fakat dertten kurtuldun da hırsın büyüdü mü köpek gibi ev sevdası geçer gider.
  • شکر نعمت خوشتر از نعمت بود ** شکرباره کی سوی نعمت رود 2895
  • Nimete şükretmek, nimetten daha hoştur. Şükreden kişi, hiç şükretmeyi bırakır da nimet sevdasına düşer mi?