English    Türkçe    فارسی   

3
3437-3446

  • الصلا ای لطف‌بینان افرحوا ** البلا ای قهربینان اترحوا
  • Ey lütuf görenler, ferahlanın, sevinin… Ey kahır görenler, bu bir belâdır, gamlanın!
  • هر که یوسف دید جان کردش فدی ** هر که گرگش دید برگشت از هدی
  • Ölümü, bir Yusuf gören, canını feda eder, kurt olarak görense yolunu sapıtır!
  • مرگ هر یک ای پسر همرنگ اوست ** پیش دشمن دشمن و بر دوست دوست
  • Oğul, herkesin ölümü, kendi rengindendir. Düşmana düşmandır, dosta dost!
  • پیش ترک آیینه را خوش رنگیست ** پیش زنگی آینه هم زنگیست 3440
  • Ayna Türk’e nazaran güzel renktedir. Zenciye nazaran o da zencidir.
  • آنک می‌ترسی ز مرگ اندر فرار ** آن ز خود ترسانی ای جان هوش دار
  • Ey can, aklını başına devşir… Ölümden korkup kaçarsın ya… Doğrucası sen, kendinden korkmaktasın.
  • روی زشت تست نه رخسار مرگ ** جان تو همچون درخت و مرگ برگ
  • Gördüğün, ölümün yüzü değil, kendi çirkin yüzün, canın ağaca benzer… Ölüm, yaprağıdır.
  • از تو رستست ار نکویست ار بدست ** ناخوش و خوش هر ضمیرت از خودست
  • İyiyse de senden yetişmiş, yeşermiştir, kötüyse de. Hoş, nahoş… Gönlüne gelen bir şey, senden senin varlığından gelir.
  • گر بخاری خسته‌ای خود کشته‌ای ** ور حریر و قزدری خود رشته‌ای
  • Bir dikenle yaralanmışsan o dikeni sen dikmişsindir. Atlas olsun, ipek olsun, ne giymişsen kendin eğirmişsindir.
  • دانک نبود فعل همرنگ جزا ** هیچ خدمت نیست همرنگ عطا 3445
  • Bil ki iş, ona verilen karşılıkla aynı renkte olmaz. Hiçbir hizmet, o hizmete mukabil verilen şeyle bir renkte değildir.
  • مزد مزدوران نمی‌ماند بکار ** کان عرض وین جوهرست و پایدار
  • Ücret alanların ücreti, yaptıkları işe benzemez. Çünkü o iş ârazdır, buysa cevher ve ebedî.