English    Türkçe    فارسی   

3
3985-3994

  • گوشه گوشه می‌جهد سوی دوا ** مرگ چون قاضیست و رنجوری گوا 3985
  • Kuş, bucak bucak ilâç bulmaya koşar. Ölüm kadıya benzer, hastalık şahide.
  • چون پیاده‌ی قاضی آمد این گواه ** که همی‌خواند ترا تا حکم گاه
  • Bu şahit, kadıdan gelen adam gibidir. “Gel kadı, seni mahkemeye istiyor” der.
  • مهلتی می‌خواهی از وی در گریز ** گر پذیرد شد و گرنه گفت خیز
  • Ondan kaçıp kurtulmak için bir mühlet istersin. Verirse ne âlâ… Vermezse “Olmaz, hadi kalk” diye emreder.
  • جستن مهلت دوا و چاره‌ها ** که زنی بر خرقه‌ی تن پاره‌ها
  • Mühlet istemen, mühlet alman ilâçlardır, tedavidir. Âdeta ten hırkasını yamalarla yamarsın!
  • عاقبت آید صباحی خشم‌وار ** چند باشد مهلت آخر شرم دار
  • Fakat nihayet bir sabah kızgın bir hale gelir. “ Bu mühlet niceye bir sürecek? Utan artık!” der.
  • عذر خود از شه بخواه ای پرحسد ** پیش از آنک آنچنان روزی رسد 3990
  • Ey hasetlerle dopdolu adam, o gün gelmeden önce davran da padişahtan özür iste!
  • وانک در ظلمت براند بارگی ** برکند زان نور دل یکبارگی
  • Atını karanlıklara süren adam, gönlünü o nurdan tamamıyla ayırır.
  • می‌گریزد از گوا و مقصدش ** کان گوا سوی قضا می‌خواندش
  • Şahdan da kaçar, şahitten de, götürmek istediği yerden de. Çünkü o şahit, onu kazaya, hükme davet etmektedir.
  • دیگر باره ملامت کردن اهل مسجد مهمان را از شب خفتن در آن مسجد
  • Mescid halkının bir kere daha geceleyin o mescide kalmak istemesini kınamaları
  • قوم گفتندش مکن جلدی برو ** تا نگردد جامه و جانت گرو
  • Ahali dedi ki: “Babayiğitlik satma, yürü… bu sevdadan vazgeç de elbisen de burada rehin kalmasın, canın da!
  • آن ز دور آسان نماید به نگر ** که به آخر سخت باشد ره‌گذر
  • Burada gecelemek, uzaktan kolay görünür ama bu geçit sonunda güçleşir!