English    Türkçe    فارسی   

3
4740-4749

  • چون بیاید شام و دزدد جام من ** گویمش وا ده که نامد شام من 4740
  • Akşam gelip de kadehimi çaldı mı, ona daha benim akşamım gelmedi, kadehimi ver derim!
  • زان عرب بنهاد نام می مدام ** زانک سیری نیست می‌خور را مدام
  • Şarap içmeye alışmış olan, şaraba doyamaz. Arap, onun için şaraba müdam adını taktı,
  • عشق جوشد باده‌ی تحقیق را ** او بود ساقی نهان صدیق را
  • Hakikat şarabını aşk, kaynatır coşturur. Doğru sözlü, doğru özlü âşıka gizlice saiklik eden aşktır.
  • چون بجویی تو بتوفیق حسن ** باده آب جان بود ابریق تن
  • Allah inayetiyle aşka ulaşmayı dilersem şarap, can suyudur, sürahi de beden!
  • چون بیفزاید می توفیق را ** قوت می بشکند ابریق را
  • Hidayet şarabı çoğaldı, arttı mı şaraptaki kuvvet, sürahiyi kırar.
  • آب گردد ساقی و هم مست آب ** چون مگو والله اعلم بالصواب 4745
  • Sâki de su kesilir, sarhoş da… Nasıl olur deme, doğrusunu Allah daha iyi bilir.
  • پرتو ساقیست کاندر شیره رفت ** شیره بر جوشید و رقصان گشت و زفت
  • Şaraba vuran ışık, sâkinin ışığıdır… Şarap, bu ışıkla coşar, köpürür, oynar kuvvetlenir!
  • اندرین معنی بپرس آن خیره را ** که چنین کی دیده بودی شیره را
  • Gayri sen o şaşkına sor: Sen şarabın bu halini ne vakit gördün?
  • بی تفکر پیش هر داننده هست ** آنک با شوریده شوراننده هست
  • Düşünceye hacet yok, her bilinene aşikârdır: Coşana elbette bir coşturan var!
  • حکایت عاشقی دراز هجرانی بسیار امتحانی
  • Uzun bir ayrılığa düşmüş, çok maceralar geçirmiş bir âşığın hikâyesi
  • یک جوانی بر زنی مجنون بدست ** می‌ندادش روزگار وصل دست
  • Bir delikanlı, kızın birine delicesine âşık olmuştu. Fakat bir türlü vuslat zamanı gelmiyordu.