English    Türkçe    فارسی   

4
2347-2356

  • تا نشوید خلطهاات از دوا ** کی رود شورش کجا آید شفا
  • Ahlatın, ilaçla yıkanmadıkça hastalığın nasıl geçer, nasıl şifa bulursun?
  • پاره پاره کرده درزی جامه را ** کس زند آن درزی علامه را
  • Terzi kumaşı paramparça eder... Bir kimse çıkıp da o sanatını bilen terziye,
  • که چرا این اطلس بگزیده را ** بردریدی چه کنم بدریده را
  • Bu canım atlası neden bu hale getirdin... Neden kestin; ben kesik kumaşı ne yapayım der mi?
  • هر بنای کهنه که آبادان کنند ** نه که اول کهنه را ویران کنند 2350
  • Her eski yapıyı yaparlar, yenilerlerken eski yapıyı yıkmazlar mı?
  • هم‌چنین نجار و حداد و قصاب ** هستشان پیش از عمارتها خراب
  • Marangoz, demirci ve kasap da bunun gibi yıkıp yakıp harap etmezler mi?
  • آن هلیله و آن بلیله کوفتن ** زان تلف گردند معموری تن
  • O halileyi, belileyi dövmek, onları adeta telef etmek, bedenin yapılmasıdır.
  • تا نکوبی گندم اندر آسیا ** کی شود آراسته زان خوان ما
  • Buğdayı değirmende ezmeseydin ondan ekmek yapabilir miydi? Bizim soframızı bezeyebilir miydi?
  • آن تقاضا کرد آن نان و نمک ** که ز شستت وا رهانم ای سمک
  • A balık, yediğim tuz ekmek, seni ağından kurtarmak için beni böyle uğraştırıyorsun ya!
  • گر پذیری پند موسی وا رهی ** از چنین شست بد نامنتهی 2355
  • Musa’nın öğüdünü kabul edersen sonu kötü olan böyle bir oltadan kurtulursun!
  • بس که خود را کرده‌ای بنده‌ی هوا ** کرمکی را کرده‌ای تو اژدها
  • Kendini hayli zamandır heva ve hevese kul, köle ettin... Yeter artık! Küçücük bir kurdu ejderha haline getirdin.