English    Türkçe    فارسی   

6
4176-4185

  • بوک موقوفست کامم بر سفر  ** چون سفر کردم بیابم در حضر 
  • Belki muradıma erişmem sefere bağlıdır. Seferde bulamaz isem belki de oturduğum yerde bulurum.
  • یار را چندین بجویم جد و چست  ** که بدانم که نمی‌بایست جست 
  • Sevgiliyi öyle bir arayayım ki onu aramaya lüzum olmadığını bilinceye kadar bu aramadan vazgeçmeyeyim.
  • آن معیت کی رود در گوش من  ** تا نگردم گرد دوران زمن 
  • Zamanenin çevresinde dönüp dolaşmadıkça o beraberlik, kulağıma girer mi benim?
  • کی کنم من از معیت فهم راز  ** جز که از بعد سفرهای دراز 
  • Uzun ve uzak yerlere düşmeden bu beraberlik sırrını nasıl anlayabilirim?
  • حق معیت گفت و دل را مهر کرد  ** تا که عکس آید به گوش دل نه طرد  4180
  • Tanrı, kullarıyla beraber olduğunu anlattı, sonra da bu sırrı gönlün aksetsin, bununla kanaat etmesin, bu sırrı araştırsın diye gönülü mühürledi.
  • چون سفرها کرد و داد راه داد  ** بعد از آن مهر از دل او بر گشاد 
  • Gönül seferlere düştü yollar aştı… Ondan sonra gönüldeki mührü açtı.
  • چون خطایین آن حساب با صفا  ** گرددش روشن ز بعد دو خطا 
  • Hesaptaki iki yanlış gibi hani. O iki yanlıştan sonra hesap aydınlanır, doğrulur ya, tıpkı onun gibi.
  • بعد از آن گوید اگر دانستمی  ** این معیت را کی او را جستمی 
  • Fakat seferden sonra der ki: Bu beraberliği bilseydim hiç onu arar mıydım?
  • دانش آن بود موقوف سفر  ** ناید آن دانش به تیزی فکر 
  • İyi ama onu anlamak sefere bağlıdır. O anlayış keskin fikirlerle elde edilmez ki.
  • آنچنان که وجه وام شیخ بود  ** بسته و موقوف گریه‌ی آن وجود  4185
  • Hani Şeyh’in borcunun verilmesi de o çocuğun ağlamasına bağlıydı ya.