English    Türkçe    فارسی   

2
2709-2733

  • از بهشت انداختش بر روی خاک ** چون سمک در شست او شد از سماک‏
  • Şeytan, onu bile cennetten yeryüzüne atmıştır. Âdem bile Simâk burcundayken balık gibi onun oltasına düşmüş,
  • نوحه‏ی إنا ظلمنا می‏زدی ** نیست دستان و فسونش را حدی‏ 2710
  • “Rabbenâ, zalemnâ” diye ağlayıp feryat etmiştir. Onun hilesine, düzenine nihayet yoktur.
  • اندرون هر حدیث او شر است ** صد هزاران سحر در وی مضمر است‏
  • Onun her sözünde bir şey vardır, her sözünde yüz binlerce sihir gizlidir.
  • مردی مردان ببندد در نفس ** در زن و در مرد افروزد هوس‏
  • Erlerin erliklerini bir nefeste bağlar; kadının erkeğin hevesini bir nefeste arttırır.
  • ای بلیس خلق سوز فتنه جو ** بر چی‏ام بیدار کردی راست گو
  • Ey halkı yakıp yandıran fitneci İblis, niçin beni uyandırdın? Doğruyu söyle!
  • باز تقریر ابلیس تلبیس خود را
  • BASLIK YOK
  • گفت هر مردی که باشد بد گمان ** نشنود او راست را با صد نشان‏
  • Şeytan, “Kötü zan sahibi olan kişi, yüz nişan da olsa doğruyu işitmez.
  • هر درونی که خیال‏اندیش شد ** چون دلیل آری خیالش بیش شد 2715
  • Bir gönül, hayale düştü mü delil getirsen bile hayali artar.
  • چون سخن دروی رود علت شود ** تیغ غازی دزد را آلت شود
  • Söz, o gönülde illet haline gelir; gazinin kılıcı hırsıza âlet olur.
  • پس جواب او سکوت است و سکون ** هست با ابله سخن گفتن جنون‏
  • Bu takdirde, öyle adama verilecek cevap susmaktan ibarettir. Ahmakla konuşmak deliliktir.
  • تو ز من با حق چه نالی ای سلیم ** تو بنال از شر آن نفس لئیم‏
  • Ey ahmak, benim şerrimden Tanrı’ya ne ağlayıp sızlanıyorsun? Sen, o aşağılık nefsinin şerrinden ağla, sızlan!
  • تو خوری حلوا تو را دنبل شود ** تب بگیرد طبع تو مختل شود
  • Sen helva yersin, çıban olur; sıtmaya tutulursun, sıhhatin bozulur.
  • بی‏گنه لعنت کنی ابلیس را ** چون نبینی از خود آن تلبیس را 2720
  • Sonra da İblis’e suçu yokken lânet edersin. Niçin o şeytanlığı kendinde görmezsin?
  • نیست از ابلیس از تست ای غوی ** که چو روبه سوی دنبه می‏دوی‏
  • Bu, ey azgın, İblis’ten değil, sendendir. Tilki gibi kuyruk peşinde koşup durmaktasın.
  • چون که در سبزه ببینی دنبه را ** دام باشد این ندانی تو چرا
  • Yeşillikte bir kuyruk gördün mü o tuzaktır, bunu niye bilmiyorsun?
  • ز آن ندانی کت ز دانش دور کرد ** میل دنبه چشم و عقلت کور کرد
  • Bilmiyorsun, çünkü kuyruğa meylin seni bilgiden uzaklaştırdı, gözünü, aklını kör etti.
  • حبک الأشیاء یعمیک یصم ** نفسک السودا جنت لا تختصم‏
  • Sevdiğin şeyler seni kör ve sağır eder; düşmanlığa kalkışma, bu cinayeti, kara nefsin işledi.
  • تو گنه بر من منه کژ مژ مبین ** من ز بد بیزارم و از حرص و کین‏ 2725
  • Bana suç bulma, aykırı görme. Ben, kötülükten de bizarım, hırstan da, kinden de!
  • من بدی کردم پشیمانم هنوز ** انتظارم تا شبم آید به روز
  • Bir kere kötülük ettim, hâlâ pişmanım; gecem gündüz olsun diye bekleyip duruyorum.
  • متهم گشتم میان خلق من ** فعل خود بر من نهد هر مرد و زن‏
  • Halk arasında müttehim oldum, herkes, kadın olsun erkek olsun kendi işini bana isnat ediyor.
  • گرگ بی‏چاره اگر چه گرسنه است ** متهم باشد که او در طنطنه است‏
  • Zavallı kurt, aç bile olsa uyduruyor diye itham edilir.
  • از ضعیفی چون نتاند راه رفت ** خلق گوید تخمه است از لوت زفت‏
  • Zayıflıktan yol yürümeye kudreti olmasa bile çok yemeden imtilâ olmuştur derler” dedi.
  • باز الحاح کردن معاویه ابلیس را
  • Muaviye’nin tekrar İblis’e ısrarı
  • گفت غیر راستی نرهاندت ** داد سوی راستی می‏خواندت‏ 2730
  • Muaviye dedi ki: “Seni doğruluktan başka bir şey kurtaramaz. Adalet, seni doğruluğa davet etmekte.
  • راست گو تا وارهی از چنگ من ** مکر ننشاند غبار جنگ من‏
  • Doğru söyle de elimden kurtul. Hile, savaşımın tozunu yatıştıramaz.”
  • گفت چون دانی دروغ و راست را ** ای خیال‏اندیش پر اندیشه‏ها
  • Şeytan, “Ey hayal kuran, düşüncelere dalan, doğruyu, yalanı nasıl anladın?” dedi.
  • گفت پیغمبر نشانی داده است ** قلب و نیکو را محک بنهاده است‏
  • Muaviye, “Peygamber, nişanesini bildirmiş, kalpla sağlamı anlamak için mehenk vermiş;