English    Türkçe    فارسی   

2
389-398

  • وامداران گرد او بنشسته جمع ** شیخ بر خود خوش گدازان همچو شمع‏
  • Borçlular etrafına toplandı. Şeyh, mum gibi kendi kendisine eriyip gidiyordu.
  • وامداران گشته نومید و ترش ** درد دلها یار شد با درد شش‏ 390
  • Borçluların ümidi kesildi, suratları ekşidi, dertlerine dert katıldı.
  • شیخ گفت این بد گمانان را نگر ** نیست حق را چار صد دینار زر
  • Şeyh, ”Şu kötü şüpheye düşenlere bak! Allah’ın dört yüz dinar altını yok mu ki?” dedi.
  • کودکی حلوا ز بیرون بانگ زد ** لاف حلوا بر امید دانگ زد
  • Bu sırada dışardan bir çocuk, birkaç para kazanmak ümidiyle “Helva” diye bağırdı.
  • شیخ اشارت کرد خادم را به سر ** که برو آن جمله حلوا را بخر
  • Şeyh, hizmetçiye, ”Git helvanın hepsini al,
  • تا غریمان چون که آن حلوا خورند ** یک زمانی تلخ در من ننگرند
  • Borçlular yesinler de bir müddetçik olsun bana acı acı bakmasınlar” diye başıyla işaret etti.
  • در زمان خادم برون آمد به در ** تا خرد او جمله حلوا ز ان پسر 395
  • Hizmetçi, helvanın hepsini almak üzere hemen dışarı çıktı.
  • گفت او را جمله‏ی حلوا به چند ** گفت کودک نیم دیناری و اند
  • Helvacıya ,”Bu helvanın hepsi kaça?” diye sordu. Çocuk “Yarım küsur dinar” dedi.
  • گفت نه از صوفیان افزون مجو ** نیم دینارت دهم دیگر مگو
  • Hizmetçi,”Yoo, Sofilerden çok isteme. Sana yarım dinar veriyorum artık söylenme!” dedi.
  • او طبق بنهاد اندر پیش شیخ ** تو ببین اسرار سر اندیش شیخ‏
  • Helvayı bir tabağa koydurdu ve tabağı getirip Şeyh’in önüne koydu. Sır sahibi Şeyh’in esrarına bak!