English    Türkçe    فارسی   

2
575-584

  • من دلیلم حق شما را مشتری ** داد حق دلالیم هر دو سری‏ 575
  • Ben delilim, müşteriniz Allah’tır. Allah, benim tellâllığımı iki baştan da verdi.
  • چیست مزد کار من دیدار یار ** گر چه خود بو بکر بخشد چل هزار
  • Benim ücretim dosta kavuşmaktır. Ebubekir kırk bin dinar verdi ama.
  • چل هزار او نباشد مزد من ** کی بود شبه شبه در عدن‏
  • Onun kırk bini benim ücretim değil ki. Hiç boncuk, Aden incisine benzer mi?” demiştir.
  • یک حکایت گویمت بشنو به هوش ** تا بدانی که طمع شد بند گوش‏
  • Bir hikâye söyleyeyim, can kulağıyla dinle de tamah, adamın kulağına nasıl perde oluyor, anla!
  • هر که را باشد طمع الکن شود ** با طمع کی چشم و دل روشن شود
  • Kimde tamah varsa dili tutuk bir hale gelir. Nasıl olur da tamahla göz ve gönül aydınlanır, buna imkân var mı?
  • پیش چشم او خیال جاه و زر ** همچنان باشد که موی اندر بصر 580
  • Tamahkâr adamın gözünün önünde makam ve altın hayali, gözdeki kıl gibidir.
  • جز مگر مستی که از حق پر بود ** گر چه بدهی گنجها او حر بود
  • Fakat Hak’la dolu olan sarhoş bundan müstesna. Ona hazineler de versen yine hürdür.
  • هر که از دیدار برخوردار شد ** این جهان در چشم او مردار شد
  • Sevgiliye kavuşma devletine eren kişinin gözünde bu dünya murdar bir şeyden ibarettir.
  • لیک آن صوفی ز مستی دور بود ** لاجرم در حرص او شب کور بود
  • Fakat bu sarhoşluktan uzak olan sofi, nihayet hırs yüzünden nursuz, pirsiz bir hale gelir.
  • صد حکایت بشنود مدهوش حرص ** در نیاید نکته‏ای در گوش حرص‏
  • Hırsa düşkün olan, yüzlerce hikâye dinler de haris kulağına girmez.
  • تعریف کردن منادیان قاضی مفلسی را گرد شهر
  • Kadı tellâllarının, bir müflisi şehirde dolaştırarak halka bildirmeleri