English    Türkçe    فارسی   

3
2757-2766

  • چه شرف یابد ز کشتی بحر در ** خاصه کشتیی ز سرگین گشته پر
  • İncilerle dolu olan deniz, gemiden ne şeref bulabilir? Hele o gemi, fışkıyla dolu olursa!
  • ای دریغ آن دیده‌ی کور و کبود ** آفتابی اندرو ذره نمود
  • Yazıklar olsun ki o bozarmış kör göze güneş bile bir zerre göründü.
  • ز آدمی که بود بی مثل و ندید ** دیده ابلیس جز طینی ندید
  • İblis’in gözü, eşsiz, örneksiz Âdem’i topraktan başka bir şey görmedi.
  • چشم دیوانه بهارش دی نمود ** زان طرف جنبید کو را خانه بود 2760
  • O iblis’e lâyık göz, yurdu olan yerden baktı, kendisine lâyık görüşle gördü de sahibine Âdem’in baharını kış gösterdi.
  • ای بسا دولت که آید گاه گاه ** پیش بی‌دولت بگردد او ز راه
  • Nice devletler vardır ki bazen devletsiz kişiye isabet eder de mal olmaz, geri döner!
  • ای بسا معشوق کاید ناشناخت ** پیش بدبختی نداند عشق باخت
  • Nice sevgili vardır ki bir bahtsızın yanına gelir de o, sevgiliyi tanımaz, onunla aşk oyununu oynamaya girişmez.
  • این غلط‌ده دیده را حرمان ماست ** وین مقلب قلب را س القضاست
  • Gözü yanıltan da bizim ezelî nasipsizliğimiz. Kalbi çeviren de kötü kaza ve kader!
  • چون بت سنگین شما را قبله شد ** لعنت و کوری شما را ظله شد
  • Taştan yontulup yapılan put, size kıble olduğundan lânetin, körlüğün gölgesine sığındınız, orada yurt edindiniz.
  • چون بشاید سنگتان انباز حق ** چون نشاید عقل و جان همراز حق 2765
  • Zannınızca taştan yapılma putlarınız Allah’a eş oluyor da akılla, can nasıl Allah sırrına sahip olmuyor?
  • پشه‌ی مرده هما را شد شریک ** چون نشاید زنده همراز ملیک
  • Demek ki bir ölü sinek Allah’a eş oluyor sizce… Peki, o halde diri olan insan neden o padişahlar padişahına sırdaş olmasın?