English    Türkçe    فارسی   

3
3277-3286

  • گر بیاموزم زیان‌کارش بود ** ور نیاموزم دلش بد می‌شود
  • Öğretsem ziyankârlardan olacak, öğretmesem gönlüme bir kötülük gelecek“ dedi.
  • گفت ای موسی بیاموزش که ما ** رد نکردیم از کرم هرگز دعا
  • Allah dedi ki: “Ya Musa, öğret… Çünkü biz, keremimizden hiçbir duayı asla reddetmeyiz.
  • گفت یا رب او پشیمانی خورد ** دست خاید جامه‌ها را بر درد
  • Musa dedi ki: “Yarabbi, sonra pişman olacak, elini dişleyecek, elbiselerini yırtacak.
  • نیست قدرت هر کسی را سازوار ** عجز بهتر مایه‌ی پرهیزکار 3280
  • Kudret, herkesin harcı değil… Aciz, Allah’tan çekinen kişiye sermayedir.
  • فقر ازین رو فخر آمد جاودان ** که به تقوی ماند دست نارسان
  • Eli bir şeye erişmeyen, Allah’tan korktu, çekindi, kendisini ibadete verdi… Yoksulluk, işte yüzden daima övünülecek bir şeydir!
  • زان غنا و زان غنی مردود شد ** که ز قدرت صبرها بدرود شد
  • Zengin zenginliği yüzünden Allah tapısından reddedildi. Çünkü kudreti var; sabrı terk etti, dilediğini yapıverdi!
  • آدمی را عجز و فقر آمد امان ** از بلای نفس پر حرص و غمان
  • Acizlik, yoksulluk, insana hırslarla, gamlarla dolu olan nefis belâsından aman verir.
  • آن غم آمد ز آرزوهای فضول ** که بدان خو کرده است آن صید غول
  • Gam, olmayacak dileklerden meydana gelir. Çünkü gulyabanilere avlanmış olan insan, o olmayacak dileklere alışmış, onlarla huylanmıştır.
  • آرزوی گل بود گل‌خواره را ** گلشکر نگوارد آن بیچاره را 3285
  • Toprak yiyen, toprak ister; o biçare gülbeşekerden hoşlanmaz, gülbeşekeri hazmedemez!”
  • وحی آمدن از حق تعالی به موسی کی بیاموزش چیزی کی استدعا کند یا بعضی از آن
  • Ulu Allah’tan, Musa’ya dileğinden bir kısmını olsun öğret… diye vahiy gelmesi
  • گفت یزدان تو بده بایست او ** برگشا در اختیار آن دست او
  • Allah, Musa’ya “Ya Musa, sen onun dileğini ver de elini aç, dilediğini yapsın!“ dedi.