English    Türkçe    فارسی   

3
3348-3357

  • از زیان مال و درد آن گریخت ** مال افزون کرد و خون خویش ریخت
  • Fakat o, malının ziyan olmasından ve bu yüzden derde düşmesinden kaçtı, malını çoğalttı… Çoğalttı ama kendi kanına girdi!
  • این ریاضتهای درویشان چراست ** کان بلا بر تن بقای جانهاست
  • Dervişlerin bu riyazatları neden? Çünkü cisme verilen o eziyetler, canların bakasına sebep olur.
  • تا بقای خود نیابد سالکی ** چون کند تن را سقیم و هالکی 3350
  • Salik, ebediliğe erişmese nasıl olur da tenini hastalıklara uğratır, helâk eder?
  • دست کی جنبد به ایثار و عمل ** تا نبیند داده را جانش بدل
  • Ruhu, karşılığında elde edeceği şeyleri görmese insan, elini açar da cömertlik eder, ibadette bulunur mu?
  • آنک بدهد بی امید سودها ** آن خدایست آن خدایست آن خدا
  • Kâr ummaksızın veren ancak Allah’tır, Allah’tır, Allah!
  • یا ولی حق که خوی حق گرفت ** نور گشت و تابش مطلق گرفت
  • Yahut da Allah huylarıyla huylanmış olan, nur olan, Allah parıltısını elde eden Allah velisi.
  • کو غنی است و جز او جمله فقیر ** کی فقیری بی عوض گوید که گیر
  • Çünkü o ganidir, ondan başka herkes yoksul. Bir yoksul, karşılık ummadan al diyebilir, mal verebilir mi?
  • تا نبیند کودکی که سیب هست ** او پیاز گنده را ندهد ز دست 3355
  • Çocuk, elmayı görmedikçe kokmuş soğanı elinden bırakır mı hiç?
  • این همه بازار بهر این غرض ** بر دکانها شسته بر بوی عوض
  • Bütün alışverişlerde maksat var. Herkes, bir şey elde etmek için dükkânına geçmiş, kurulmuştur.
  • صد متاع خوب عرضه می‌کنند ** واندرون دل عوضها می‌تنند
  • Yüzlerce güzel matahlar gösterir, gönlünden elde edeceği karşılığı düşünür durur.