English    Türkçe    فارسی   

3
3644-3653

  • کودکان خرد در کتابها ** و آن امامان جمله در محرابها
  • Küçücük çocuklar bile onu Tarih kitaplarında okuyorlar… Hocalar, bütün mihraplarda söylüyorlar.
  • نام او خوانند در قرآن صریح ** قصه‌اش گویند از ماضی فصیح 3645
  • Kuran’da adı açıkça okunuyor. Geçmiş zamanlarda ki macerası fasih bir surette anlatılıyor” desen.
  • راست‌گو دانیش تو از روی وصف ** گرچه ماهیت نشد از نوح کشف
  • Doğru söylüyorsun, sana Nuh’un mahiyeti keşfedilmediyse de onu sana söylediler, övdüler: Sen de naklediyor, onu övüyorsun.
  • ور بگویی من چه دانم نوح را ** همچو اویی داند او را ای فتی
  • Fakat desen ki: “Ben Nuh’u ne bileyim? A yiğit, onu onun gibi bir er bilir.
  • مور لنگم من چه دانم فیل را ** پشه‌ای کی داند اسرافیل را
  • Ben topal bir karıncayım, fili ne bileyim? Bir sivrisinek, İsrafil’i nereden bilecek?
  • این سخن هم راستست از روی آن ** که بماهیت ندانیش ای فلان
  • Bu söz de doğru… Çünkü mahiyet bakımından Nuh’u bilmezsin ki.
  • عجز از ادراک ماهیت عمو ** حالت عامه بود مطلق مگو 3650
  • Mahiyetleri anlamaktan âciz olmak, halkın halidir ama bu sözü istisnasız söyleme.
  • زانک ماهیات و سر سر آن ** پیش چشم کاملان باشد عیان
  • Çünkü mahiyetlerle onların sırrının sırrı, kâmillerin gözü önünde apaçıktır.
  • در وجود از سر حق و ذات او ** دورتر از فهم و استبصار کو
  • Varlık âleminde Allah’ın sırrından Allah’ın zatından daha ziyade anlayıştan uzak ve bir görüşe sığmaz ne var?
  • چونک آن مخفی نماند از محرمان ** ذات و وصفی چیست کان ماند نهان
  • O bile mahremlerden gizli kalmazsa artık bir şeyin mahiyeti bir şeyin vasfı nedir ki gizli kalsın?