English    Türkçe    فارسی   

4
1209-1218

  • شاه هم بر خوی خود گفتش هزار ** چون چنین بد عادت آن شهریار
  • Padişahın âdetiydi, yine âdeti veçhile bin altın verin dedi.
  • لیک این بار آن وزیر پر ز جود ** بر براق عز ز دنیا رفته بود 1210
  • Fakat bu sefer bu cömert vezir yücelik Burak’ına binmiş, dünyadan göçüp gitmişti.
  • بر مقام او وزیر نو رئیس ** گشته لیکن سخت بی‌رحم و خسیس
  • Onun yerine başka birisi vezir olmuştu... Bu vezir pek merhametsiz, pek hasisti.
  • گفت ای شه خرجها داریم ما ** شاعری را نبود این بخشش جزا
  • Dedi ki: Padişahım, masraflarımız var... Bir şaire bu kadar ihsanda bulunmak lâyık değil!
  • من به ربع عشر این ای مغتنم ** مرد شاعر را خوش و راضی کنم
  • Ben, o şairi bu ihsanın onda on da birinin dörtte biriyle hoşnut ve razı ederim.
  • خلق گفتندش که او از پیش‌دست ** ده هزاران زین دلاور برده است
  • Oradakiler, önce o, padişahtan tam on bin altın almıştı.
  • بعد شکر کلک خایی چون کند ** بعد سلطانی گدایی چون کند 1215
  • Şeker yedikten sonra şeker kamışını nasıl çiğner... Padişahtan sonra nasıl olur da dilencilik eder? dediler.
  • گفت بفشارم ورا اندر فشار ** تا شود زار و نزار از انتظار
  • Vezir dedi ki: Ben onu öyle bir sıkarım ki nihayet beklemeden usanır, bizar olur...
  • آنگه ار خاکش دهم از راه من ** در رباید هم‌چو گلبرگ از چمن
  • Yoldan toprak alıp versem yeşillikten gül yaprağı veriyorum gibi kapar.
  • این به من بگذار که استادم درین ** گر تقاضاگر بود هر آتشین
  • Bunu bana bırakın... Bu işte üstadım ben; işe girişen ateş bile olsa ben yatıştırmasını bilirim!