English    Türkçe    فارسی   

4
1678-1687

  • وقت لافستت محک چون غایبست ** می‌برندت از عزیزی دست دست
  • Lâfın tam zamanı şimdi... Çünkü mihenk yok ortada, artık seni yüce tutarlar, elden ele gezersin ey kalp!
  • قلب می‌گوید ز نخوت هر دمم ** ای زر خالص من از تو کی کمم
  • Kalp her an gururlanır da der ki ben daima senin gibiyim a altın... ne vakit senden aşağıyım ki?
  • زر همی‌گوید بلی ای خواجه‌تاش ** لیک می‌آید محک آماده باش 1680
  • Altında evet ey kapı yoldaşı, der... Fakat mihenk geliyor hazırlan hele!
  • مرگ تن هدیه‌ست بر اصحاب راز ** زر خالص را چه نقصانست گاز
  • Bedenin ölümü, sır ehli için bir hediyedir... Halis altına makastan ne noksan gelir ki?
  • قلب اگر در خویش آخربین بدی ** آن سیه که آخر شد او اول شدی
  • Kalp, eğer sonuna baksaydı sonradan kararacağına önceden kararırdı:
  • چون شدی اول سیه اندر لقا ** دور بودی از نفاق و از شقا
  • Önceden kararınca da nifaktan, kötülükten uzak kalırdı.
  • کیمیای فضل را طالب بدی ** عقل او بر زرق او غالب بدی
  • Fazilet ve ihsan kimyasını isteseydi aklı, hilesinden üstün olurdu.
  • چون شکسته‌دل شدی از حال خویش ** جابر اشکستگان دیدی به پیش 1685
  • Gönlü kırık bir hale gelince de kendisini anlar, kırıkları düzelten Allah’ı önünde görürdü.
  • عاقبت را دید و او اشکسته شد ** از شکسته‌بند در دم بسته شد
  • Davacı, sonunu görünce kırık, sınık bir hale gelir de derhal bağlanır, sarılır, kırıklığı geçiverir!
  • فضل مسها را سوی اکسیر راند ** آن زراندود از کرم محروم ماند
  • Allah ihsanı, bakırları iksire doğru sürer götürür... Fakat o altın yaldızlı, bu ihsandan mahrum kalır.