English    Türkçe    فارسی   

4
2820-2829

  • در جمادات از کرم عقل آفرید ** عقل از عاقل به قهر خود برید 2820
  • Keremiyle cansız şeylerde akıl yarattı... kahrı ile akıllının aklını aldı.
  • در جماد از لطف عقلی شد پدید ** وز نکال از عاقلان دانش رمید
  • Lûtfuyla cansız şeyde akıl peydahlandı... kahrı ile bilgi akıllardan kaçtı!
  • عقل چون باران به امر آنجا بریخت ** عقل این سو خشم حق دید و گریخت
  • Emriyle oraya yağmur gibi akıl yağdı... bunun aklıysa Tanrı hışmını görüp kaçtı gitti!
  • ابر و خورشید و مه و نجم بلند ** جمله بر ترتیب آیند و روند
  • Bulut, güneş, ay ve yücelerdeki yıldızlar... hepsi de bir nizamla gelirler, giderler.
  • هر یکی ناید مگر در وقت خویش ** که نه پس ماند ز هنگام و نه پیش
  • Her biri, ancak vaktinde gelir... vaktini ne geciktirir, ne de erken gelip çatar.
  • چون نکردی فهم این را ز انبیا ** دانش آوردند در سنگ و عصا 2825
  • Bunu nasıl oldu da peygamberlerden anlamadın sen?Onlar, taşa sopaya bilgi ihsan ettiler.
  • تا جمادات دگر را بی لباس ** چون عصا و سنگ داری از قیاس
  • Bunları gör de diğer cansız şeyleri de şüphesiz bir halde sopaya, taşa kıyas et!
  • طاعت سنگ و عصا ظاهر شود ** وز جمادات دگر مخبر شود
  • Taşla sopanın itaati meydana çıkar, görünürde öbür cansız şeylerin halinde de haber verir...
  • که ز یزدان آگهیم و طایعیم ** ما همه نی اتفاقی ضایعیم
  • Onlar da “Biz, Tanrı’yı biliriz, ona itaat ederiz... hepimiz de tesadüfen halk edilmiş abes şeyler değiliz” derler.
  • هم‌چو آب نیل دانی وقت غرق ** کو میان هر دو امت کرد فرق
  • Nil suyuna bak da anla... boğarken iki ümmetin arasını ayırt etti ya!