English    Türkçe    فارسی   

4
61-70

  • ور خبر آید که شه رحمت نمود ** از مسلمانان فکند آن را به جود
  • Yok... Eğer padişah, merhamet etti, o cezayı cömertliğiyle Müslümanlardan bağışladı diye bir söz duysa,
  • ماتمی در جان او افتد از آن ** صد چنین ادبارها دارد عوان
  • Bu söz yüzünden canı sıkılır, yaslara düşer... Kötü kişide daha buna benzer yüzlerce yomsuzluklar vardır.
  • او عوان را در دعا در می‌کشید ** کز عوان او را چنان راحت رسید
  • Fakat o âşık, kötü bekçiye hayır dualar edip duruyordu. Çünkü rahata onun yüzünden kavuşmuştu.
  • بر همه زهر و برو تریاق بود ** آن عوان پیوند آن مشتاق بود
  • Bekçi herkese zehirdi, fakat ona panzehir! Bekçi, onun sevgilisine kavuşmasına sebep olmuştu.
  • پس بد مطلق نباشد در جهان ** بد به نسبت باشد این را هم بدان 65
  • Görüyorsun ya, dünyada mutlak olarak kötü bir şey yoktur. Kötü, buna nispetle kötüdür. Sonra şunu da bil ki,
  • در زمانه هیچ زهر و قند نیست ** که یکی را پا دگر را بند نیست
  • Âlemde hiçbir zehir yahut şeker yoktur ki birine ayak, öbürüne ayakkabı olmasın!
  • مر یکی را پا دگر را پای‌بند ** مر یکی را زهر و بر دیگر چو قند
  • Evet... Birine ayak olur, öbürüne bukağı. Birisine zehirdir, öbürüne şeker gibi tatlı!
  • زهر مار آن مار را باشد حیات ** نسبتش با آدمی باشد ممات
  • Yılanın zehiri, yılana hayattır, insanaysa ölüm!
  • خلق آبی را بود دریا چو باغ ** خلق خاکی را بود آن مرگ و داغ
  • Deniz mahlûklarına deniz, bağ, bahçe gibidir... Fakat karada yaşayanlara ölümdür, dağdır!
  • همچنین بر می‌شمر ای مرد کار ** نسبت این از یکی کس تا هزار 70
  • Ey iş eri, bu nispeti birden tuttur da böylece bine kadar saya dur!