English    Türkçe    فارسی   

4
639-648

  • دید عطار آن و خود مشغول کرد ** که فزون‌تر دزد هین ای روی‌زرد
  • Aktar, bunu gördü... Gördü ama kendisini meşgul gösterdi. Diyordu ki: “A sararmış suratlı, hadi biraz daha fazla çal!
  • گر بدزدی وز گل من می‌بری ** رو که هم از پهلوی خود می‌خوری 640
  • Toprağımı çalıyorsan bana bir şey olmuyor; sen, adeta kendi yanından et koparıyor, kendi etini yiyorsun!
  • تو همی ترسی ز من لیک از خری ** من همی‌ترسم که تو کمتر خوری
  • Benden korkup duruyorsun ya eşekliğinden... Ben de az yiyeceksin diye korkmaktayım!
  • گرچه مشغولم چنان احمق نیم ** که شکر افزون کشی تو از نیم
  • Meşgulüm ama kamışımdan sana fazla şeker verecek kadar da ahmak değilim ben!
  • چون ببینی مر شکر را ز آزمود ** پس بدانی احمق و غافل کی بود
  • Alacağın şekeri görünce kimin ahmak ve gafil olduğunu anlarsın, hele dur”
  • مرغ زان دانه نظر خوش می‌کند ** دانه هم از دور راهش می‌زند
  • Kuş, o taneye baktıkça bakar, hoşlanır ama tane de uzaktan o kuşun yolunu vurur!
  • کز زنای چشم حظی می‌بری ** نه کباب از پهلوی خود می‌خوری 645
  • Göz zinasından hoşlanırsın ama nihayet kendi yanından kopardığın eti kebap edip yemiyor musun ki?
  • این نظر از دور چون تیرست و سم ** عشقت افزون می‌شود صبر تو کم
  • Bu uzaktan bakış ok ve zehir gibidir... Gittikçe sevgin artar, sabrın eksilir!
  • مال دنیا دام مرغان ضعیف ** ملک عقبی دام مرغان شریف
  • Dünya malı zayıf kuşların tuzağıdır... ahiret mülkü, yüce kuşların tuzağı!
  • تا بدین ملکی که او دامست ژرف ** در شکار آرند مرغان شگرف
  • Hatta bu ahiret mülkü, öyle bir derin tuzaktır ki ulu ulu kuşları avlar!