English    Türkçe    فارسی   

3
2784-2793

  • Sebâlılar, tavşanla fil hikâyesini misal getirmeye kalkıştılar ama ezelî sırrı hilelerle karıştırmaya yeltendiler.
  • آنچ در خرگوش و پیل آویختند ** تا ازل را با حیل آمیختند
  • Herkes, misal getiremez, hele bu misal, Allah işine ait olursa
  • بیان آنک هر کس را نرسد مثل آوردن خاصه در کار الهی
  • Bu misalleri düzüp koşmak, o tertemiz tapıya affetmeye kalkışmak sizin haddiniz mi, 2785
  • کی رسدتان این مثلها ساختن ** سوی آن درگاه پاک انداختن
  • Misal getirmek, Allah’ın, bir de onun gizli ve aşikâr bilgisine bir delil olan kişinin hakkıdır.
  • آن مثل آوردن آن حضرتست ** که بعلم سر و جهر او آیتست
  • Sen herhangi bir şeyin sırrını ne bilirin? Kafan kel iken saça, yüze ait nasıl misal getirebilirsin?
  • تو چه دانی سر چیزی تا تو کل ** یا به زلفی یا به رخ آری مثل
  • Musa bile sopayı, alelâde bir sopa gördü ama değildi ki… o, bir ejderhaydı; sırrı, dudağını açtı da hakikatini söyledi.
  • موسیی آن را عصا دید و نبود ** اژدها بد سر او لب می‌گشود
  • Öyle bir padişah bile bir sopanın sırrını bilemezse sen, bu tuzakla tanelerin sırrını ne bileceksin?
  • چون چنان شاهی نداند سر چوب ** تو چه دانی سر این دام و حبوب
  • Musa’nın gözü bile misal hususunda yanılırsa bir fare nasıl olur da hakikate ulaşmaya yol bulur. 2790
  • چون غلط شد چشم موسی در مثل ** چون کند موشی فضولی مدخل
  • O misal bir ejderha kesilir de cevabıyla seni paramparça eder!
  • آن مثالت را چو اژدرها کند ** تا به پاسخ جزو جزوت بر کند
  • İblis de bu misali getirdi de kıyamete kadar melun oldu.
  • این مثال آورد ابلیس لعین ** تا که شد ملعون حق تا یوم دین
  • Karun da inat etti, bu misali getirdi de tacıyla, tahtıyla yere geçti.
  • این مثال آورد قارون از لجاج ** تا فرو شد در زمین با تخت و تاج