English    Türkçe    فارسی   

2
1563-1587

  • İkbâl sahibi ve bahtlı melek bahçıvan, nasıl olur da ağacı ağaçtan fark etmez?
  • باغبان ملک با اقبال و بخت ** چون درختی را نداند از درخت‏
  • Acı ve kötü ağaçla, bire yedi yüz meyve veren meyveli ağacı.
  • آن درختی را که تلخ و رد بود ** و آن درختی که یکش هفصد بود
  • Nasıl olur da bir görür, ikisini de yetiştirmek için zahmet çeker, hele gözü her şeyin sonunu görüp dururken buna imkân mı var? 1565
  • کی برابر دارد اندر تربیت ** چون ببیندشان به چشم عاقبت‏
  • O iki ağaç, filvaki şimdi görünüşte bir görünüyor ama ağaçlardan maksat ne? Meyve vermek değil mi?
  • کان درختان را نهایت چیست بر ** گر چه یکسانند این دم در نظر
  • Allah nuruyla gören, sondan önden agâh olan şeyh;
  • شیخ کاو ینظر بنور الله شد ** از نهایت وز نخست آگاه شد
  • Âhiri gören gözü Allah uğrunda yummuş, menzile ulaşma hususunda sonu gören gözü açmıştır.
  • چشم آخر بین ببست از بهر حق ** چشم آخر بین گشاد اندر سبق‏
  • O hasetçiler, kötü ağaçtır. Yarattıkları acı, bahtları kötüdür.
  • آن حسودان بد درختان بوده‏اند ** تلخ گوهر شور بختان بوده‏اند
  • Hasetten coşarlar, ağızları köpürür durur, gizlice hileler kurarlar. 1570
  • از حسد جوشان و کف می‏ریختند ** در نهانی مکر می‏انگیختند
  • Bu suretle has kölenin boynunu vurmak, dünyadan kazımak dilerler.
  • تا غلام خاص را گردن زنند ** بیخ او را از زمانه بر کنند
  • Canı, padişahın canı olan kişi, nasıl fâni olur? Birisinin gönlünü Allah korursa o adam nasıl yok olur?
  • چون شود فانی چو جانش شاه بود ** بیخ او در عصمت الله بود
  • Padişah o sıralara vâkıftı, fakat Ebubekr-i Rebabi gibi ses çıkarmıyordu.
  • شاه از آن اسرار واقف آمده ** همچو بو بکر ربابی تن زده‏
  • Yaratılışları kötü, ahlâkları fena kişilerin gönüllerini görüyor, o testicilerle gizlice alay ediyordu.
  • در تماشای دل بد گوهران ** می‏زدی خنبک بر آن کوزه‏گران‏
  • Hileciler, hile düzüp koşuyorlar, padişahı çömleğe sokmak istiyorlardı. 1575
  • مکر می‏سازند قومی حیله‏مند ** تا که شه را در فقاعی در کنند
  • O kadar büyük bir padişah, a eşekler, nasıl bir çömleğe sığar?
  • پادشاهی بس عظیمی بی‏کران ** در فقاعی کی بگنجد ای خران‏
  • Padişah için bir tuzak ördüler ama nihayet bu hileyi de ondan öğrendiler.
  • از برای شاه دامی دوختند ** آخر این تدبیر از او آموختند
  • Ne kötü talebedir o talebe ki hocasıyla baş koşar, onunla kendisini bir görür.
  • نحس شاگردی که با استاد خویش ** همسری آغازد و آید به پیش‏
  • Hem de hangi hocayla? Huzurunda gizli, aşikâr bir olan cihan hocasıyla.
  • با کدام استاد استاد جهان ** پیش او یکسان و هویدا و نهان‏
  • Onun gözü, Allah nuruyla bakmakta, bilgisizlik perdelerini yırtıp yakmaktadır. 1580
  • چشم او ینظر بنور الله شده ** پرده‏های جهل را خارق بده‏
  • O talebe, eski kilim gibi paramparça, delik deşik olmuş gönülleri bir perde yapıp o hâkimin önüne gerer.
  • از دل سوراخ چون کهنه گلیم ** پرده‏ای بندد به پیش آن حکیم‏
  • Hâlbuki o perde bile yüzlerce ağzıyla ona gülüp durur. Her ağzı hocaya bir delik olmuştur. ( deliklerden talebenin gönlünü seyreder durur.)
  • پرده می‏خندد بر او با صد دهان ** هر دهانی گشته اشکافی بر آن‏
  • Hoca, talebeye der ki; “ Ey köpekten de aşağı olan, bana hiç mi vefan yok?
  • گوید آن استاد مر شاگرد را ** ای کم از سگ نیستت با من وفا
  • Haydi, beni kuvvetli, müşküller halledici bir hoca farz etme, tut ki senin gibi bir talebeyim, senin gibi gönül gözüm kör.
  • خود مرا استا مگیر آهن گسل ** همچو خود شاگرد گیر و کوردل‏
  • Fakat canına, gönlüne yardımım da mı dokunmadı? Sana ben olmadıkça bir feyiz bile akmıyor. 1585
  • نه از منت یاری است در جان و روان ** بی‏منت آبی نمی‏گردد روان‏
  • Şu halde görüyorsun ya, gönlüm, senin bahtının tezgâhı. Be doğru düzen olmayan, bu tezgahı niye kırarsın?
  • پس دل من کارگاه بخت تست ** چه شکنی این کارگاه ای نادرست‏
  • Çakmağı gizlice çakıyorum dersen kalpten, kalbe pencere yok mu ki?
  • گویی‏اش پنهان زنم آتش زنه ** نه به قلب از قلب باشد روزنه‏