English    Türkçe    فارسی   

2
1910-1934

  • Yılanı anlatsaydım, korkudan canın çıkıverirdi. 1910
  • گر ترا من گفتمی اوصاف مار ** ترس از جانت بر آوردی دمار
  • Mustafa “Canınızdaki düşmanı size, olduğu gibi anlatsam.
  • مصطفی فرمود اگر گویم به راست ** شرح آن دشمن که در جان شماست‏
  • Yiğitlerin bile ödü patlar.. ne yol yürümeğe takatları kalır, ne bir işin tasasına düşerler!
  • زهره‏های پر دلان هم بر درد ** نه رود ره نه غم کاری خورد
  • Ne kimsenin gönlünde niyaz etmeğe kudret kalır, ne tenin de oruç tutmaya, namaz kılmaya kuvvet” buyurdu.
  • نه دلش را تاب ماند در نیاز ** نه تنش را قوت روزه و نماز
  • Bunu duyan, kedi önündeki sıçan gibi yok olur; kurt önündeki kuzu gibi mahvolur..
  • همچو موشی پیش گربه لا شود ** همچو بره پیش گرگ از جا رود
  • Ne uyku uyuyabilir, ne yemek yiyebilir. Onun için ben sizi, bunu söylemeden terbiye etmekte, yetiştirmekteyim. 1915
  • اندر او نه حیله ماند نه روش ** پس کنم ناگفته تان من پرورش‏
  • Ebu Bekr-i Rebabi gibi susmakta, Davut gibi demire el vurmaktayım.
  • همچو بو بکر ربابی تن زنم ** دست چون داود در آهن زنم‏
  • Bu suretle de olmayacak şey, benim elimde mümkün olur, bir hale yola girer, kanadı yolunmuş kuşun bile kanadı çıkar.
  • تا محال از دست من حالی شود ** مرغ پر برکنده را بالی شود
  • Çünkü Allah’ın eli, insanların ellerinden üstündür. Tek Allah da bizim elimize “ Benim elim” demiştir.
  • چون ید الله فوق أیدیهم بود ** دست ما را دست خود فرمود احد
  • Şu halde şüphe yok ki benim kolum uzundur; her yere, her şeye erişir. Ta yedinci kat gökten bile aşar.
  • پس مرا دست دراز آمد یقین ** بر گذشته ز آسمان هفتمین‏
  • Elim gökte bile hünerler göstermiştir. Ey Kuran okuyan “İnşakkal Kamer” ayetini okuyuver! 1920
  • دست من بنمود بر گردون هنر ** مقریا بر خوان که انشق القمر
  • Bu övüş de akıllar zayıf olduğu içindir. Zayıf olanlara kudreti anlatmaya imkân mı var?
  • این صفت هم بهر ضعف عقلهاست ** با ضعیفان شرح قدرت کی رواست‏
  • Uykudan başkaldırırsan anlarsın. Bu iş böyledir işte. Doğrusunu Allah daha iyi bilir.
  • خود بدانی چون بر آری سر ز خواب ** ختم شد و الله أعلم بالصواب‏
  • Eğer sen içinde ki yılanı bilseydin ne elma yemeğe kuvvetin kalırdı, ne yol yürümeye, ne de kusmağa!
  • مر ترا نه قوت خوردن بدی ** نه ره و پروای قی کردن بدی‏
  • Sen beni sövüyordun, ben de seslenmiyor, fakat atımı sürüyordum. Gizlice de Yarabbi, sen işimi kolaylaştır demekteydim.
  • می‏شنیدم فحش و خر می‏راندم ** رب یسر زیر لب می‏خواندم‏
  • Sebebi söylememe izin yoktu, fakat seni kendi haline bırakmaya da kaadir değilim. 1925
  • از سبب گفتن مرا دستور نه ** ترک تو گفتن مرا مقدور نه‏
  • Her an gönlümdeki dert yüzünden, Yarabbi, kavmime yolu sen göster, çünkü onlar bilmiyorlar, demekteydim” dedi.
  • هر زمان می‏گفتم از درد درون ** اهد قومی إنهم لا یعلمون‏
  • Derdinden kurtulan adam, secdeler etmekte “ Ey bana saadet, ikbal ve hazine olan!
  • سجده‏ها می‏کرد آن رسته ز رنج ** کای سعادت ای مرا اقبال و گنج‏
  • Ey yüce kişi! Allah’tan hayırlar bul! Bu zayıfın sana şükretmeye kudreti yok.
  • از خدا یابی جزاها ای شریف ** قوت شکرت ندارد این ضعیف‏
  • Mükâfatını Allah versin. Ağzım, dilim, sana şükretmekte âciz” demekteydi.
  • شکر حق گوید ترا ای پیشوا ** آن لب و چانه ندارم و آن نوا
  • İşte akıların düşmanlığı bu çeşittir. Onların zehirleri bile cana neşe verir. 1930
  • دشمنی عاقلان زین‏سان بود ** زهر ایشان ابتهاج جان بود
  • Ahmağın dostluğu ise eziyettir, sapıklıktır. Misal olarak birde hikâyeyi dinle:
  • دوستی ابله بود رنج و ضلال ** این حکایت بشنو از بهر مثال‏
  • Bir adamın, ayının vefakârlığına güvenmesi
  • اعتماد کردن بر تملق و وفای خرس‏
  • Bir ejderha bir ayıyı yakalamıştı. Yiğidin biri, giderken ayının bağırmasını duydu.
  • اژدهایی خرس را در می‏کشید ** شیر مردی رفت و فریادش رسید
  • Âlemde düşkünlere yardımcı erler vardır. Onlar, mazlumlar feryat ettiler mi derhal yetişirler.
  • شیر مردانند در عالم مدد ** آن زمان کافغان مظلومان رسد
  • Mazlumların seslerini her yerden işitirler, Hak rahmeti gibi o tarafa koşarlar.
  • بانگ مظلومان ز هر جا بشنوند ** آن طرف چون رحمت حق می‏دوند