English    Türkçe    فارسی   

2
2303-2327

  • O iş sana bir saman çöpü gibi görünür. Hemencecik onu üfler, yerinden uçururum sanırsın.
  • کاه برگی می‏نماید تا تو زود ** پف کنی کاو را برانی از وجود
  • Hâlbuki kendine gel, o saman çöpü, dağları bile yerinden söker. Onun yüzünden âlem ağlamaktadır, o ise gülmekte!
  • هین که آن که کوهها بر کنده است ** زو جهان گریان و او در خنده است‏
  • Bu ırmak suyunun dibindeki topuk da görünür ama Uc-ibn-i Unuk gibi yüzlercesi onda boğulup gitmiştir! 2305
  • می‏نماید تا به کعب این آب جو ** صد چو عاج ابن عنق شد غرق او
  • Kan dalgası, misk tepesi, deniz gibi, kuru toprak görünür.
  • می‏نماید موج خونش تل مشک ** می‏نماید قعر دریا خاک خشک‏
  • Kör Firavun da o denizi kuru gördü de erlik gösterip içine at sürdü.
  • خشک دید آن بحر را فرعون کور ** تا در او راند از سر مردی و زور
  • Fakat içine dalınca denizin dibini boyladı. Firavun’un gözü nasıl olur da görür?
  • چون در آید در تگ دریا بود ** دیده‏ی فرعون کی بینا بود
  • Göz Tanrı yüzüyle görür. Hak, nerede her ahmağın sırdaşı olacak?
  • دیده بینا از لقای حق شود ** حق کجا هم راز هر احمق شود
  • Şeker görür ama o gık demeden öldüren zehir kesilir. Yol sanır, fakat yol gösteren esas, esasen gul sesinden ibarettir! 2310
  • قند بیند خود شود زهر قتول ** راه بیند خود بود آن بانگ غول‏
  • Ey felek, âhır zaman fitnelerine pek sıkı sarıldın, nihayet bir an mühlet ver!
  • ای فلک در فتنه‏ی آخر زمان ** تیز می‏گردی بده آخر زمان‏
  • Sen, bizim kastımıza çekilmiş keskin bir hançersin; bizi hacamat etmek için zehirli bir hacamat aletisin.
  • خنجر تیزی تو اندر قصد ما ** نیش زهر آلوده‏ای در فصد ما
  • Ey felek, Tanrı’nın merhametinden merhamet öğren. Yılan gibi, karıncaların gönlünü yaralama!
  • ای فلک از رحم حق آموز رحم ** بر دل موران مزن چون مار زخم‏
  • Bu yapının üstünde senin çarkını döndüren hakkı için.
  • حق آن که چرخه‏ی چرخ ترا ** کرد گردان بر فراز این سرا
  • Kökümüzü söküp çıkarmadan biraz da başka türlü dön, merhamete gel. 2315
  • که دگرگون گردی و رحمت کنی ** پیش از آن که بیخ ما را بر کنی‏
  • Emriyle önce dadılığımızı yaptığın, fidanımızı sudan, topraktan bitirdiğin Tanrı hakkı için;
  • حق آن که دایگی کردی نخست ** تا نهال ما ز آب و خاک رست‏
  • Seni sâf yaratan, sen de bu kadar meşaleler meydana getiren padişah hakkı için.
  • حق آن شه که ترا صاف آفرید ** کرد چندان مشعله در تو پدید
  • O seni o kadar mamur ve baki bir hale soktu ki, Dehrî, nihayet senin evveline evvel yok sandı.
  • آن چنان معمور و باقی داشتت ** تا که دهری از ازل پنداشتت‏
  • Şükür olsun ki senin evvelini bildik. Peygamberler sırrını söyledi.
  • شکر دانستیم آغاز ترا ** انبیا گفتند آن راز ترا
  • İnsan olan bilir ki o, sonradan yapılmalıdır. Fakat evde ağ kuran örümcek ne bilsin! 2320
  • آدمی داند که خانه حادث است ** عنکبوتی نه که در وی عابث است‏
  • Sivrisinek ne bilir, bu bağ kimin? Baharın doğar, kışın ölür.
  • پشه کی داند که این باغ از کی است ** کاو بهاران زاد و مرگش در دی است‏
  • Tahta içinde sınık bir halde doğan kurt, tahtanın fidanlık halini bilir mi?
  • کرم کاندر چوب زاید سست حال ** کی بداند چوب را وقت نهال‏
  • Bilse bilse o vakit mahiyeti itibariyle akıl sahibi olur, isterse sureti kurt olsun.
  • ور بداند کرم از ماهیتش ** عقل باشد کرم باشد صورتش‏
  • Akıl, kendini renk, renk, çeşit, çeşit gösterir, ama peri gibi o suretlerden fersahlarca uzaktır.
  • عقل خود را می‏نماید رنگها ** چون پری دور است از آن فرسنگ‏ها
  • Hatta peri de nedir ki? Melekten bile üstündür. Fakat sen sinek kanatlısın da onun için aşağılarda uçuyorsun. 2325
  • از ملک بالاست چه جای پری ** تو مگس پری به پستی می‏پری‏
  • Gerçi aklın, seni yüceliklere çekmekte; ama taklit kurşun aşağılıklarda yayılmakta.
  • گر چه عقلت سوی بالا می‏پرد ** مرغ تقلیدت به پستی می‏چرد
  • Taklitten doğan bilgi canımızın vebalidir, iğretidir. Bizse o bizim malımızdır diye oturup kalmışız.
  • علم تقلیدی وبال جان ماست ** عاریه ست و ما نشسته کان ماست‏