English    Türkçe    فارسی   

2
2428-2452

  • Ben şeker madeniyim, şeker kamışıyım, hem benden yetişmekte, hem ben yiyorum.
  • کان قندم نیستان شکرم ** هم ز من می‏روید و من می‏خورم‏
  • Bir bilgiyi işiten kişi beğenmez, kabul eylemez, feryat ederse o bilgi taklit bilgisidir, öğrenilerek elde edilmiştir.( adama mal olmamıştır.)
  • علم تقلیدی و تعلیمی است آن ** کز نفورش مستمع دارد فغان‏
  • Çünkü geçim elde edilmiştir, gönül aydınlatmak için değil. Bu ilim de, talibi gibi aşağılık dünya ilmidir. 2430
  • چون پی دانه نه بهر روشنی است ** همچو طالب علم دنیای دنی است‏
  • Bazı adamlar, havas ve avama görünmek için ilim öğrenmek ister, bu âlemden halâs olmak için değil.
  • طالب علم است بهر عام و خاص ** نی که تا یابد از این عالم خلاص‏
  • Böyle adam fareye benzer; her tarafı deler ama vuslat nurlarından gafildir.
  • همچو موشی هر طرف سوراخ کرد ** چون که نورش راند از در گشت سرد
  • Nuru, sahraya yol bulamadığı için ona bu karanlık kuyusu, hoş bir meskendir.
  • چون که سوی دشت و نورش ره نبود ** هم در آن ظلمات جهدی می‏نمود
  • Fakat Tanrı, ona akıl kanadını ihsan ederse farelikten kurtulur, kuşlar gibi uçar.
  • گر خدایش پر دهد پر خرد ** برهد از موشی و چون مرغان پرد
  • Kanat aramazsa yerin dibinde kalır, Simâk burcuna yol bulmaktan ümitsiz bir hale düşer. 2435
  • ور نجوید پر بماند زیر خاک ** ناامید از رفتن راه سماک‏
  • Söze gelen ilim, cansızdır; satın alıcıların yüzüne âşıktır.
  • علم گفتاری که آن بی‏جان بود ** عاشق روی خریداران بود
  • Münakaşa ve mübahase zamanı o ilim, büyük görünür ama alıcısı olmayınca ölür gider.
  • گر چه باشد وقت بحث علم زفت ** چون خریدارش نباشد مرد و رفت‏
  • Hâlbuki benim müşterim Tanrı’dır. Beni o yüceltir, o satın alır.
  • مشتری من خدای است او مرا ** می‏کشد بالا که الله اشتری‏
  • Benim kanımın diyeti ululuk sahibi Tanrı’nın cemalidir. Ben kendi kan diyetimi yemekteyim, bu bana helâl bir kazançtır.
  • خونبهای من جمال ذو الجلال ** خونبهای خود خورم کسب حلال‏
  • Bu müflis alıcıları bırak. Bir avuç toprak, ne satın alabilir ki? 2440
  • این خریداران مفلس را بهل ** چه خریداری کند یک مشت گل‏
  • Toprak yeme, toprak alma, toprağı arama. Çünkü toprak yiyenin yüzü daima sapsarıdır.
  • گل مخور گل را مخر گل را مجو ** ز انکه گل خوار است دایم زرد رو
  • Gönül ye de daima genç kal. Benzin, tecelliden erguvana dönsün!”
  • دل بخور تا دایما باشی جوان ** از تجلی چهره‏ات چون ارغوان‏
  • Yarabbi, bu ihsan bizim işimiz değil. Senin lûtfun, gizli lûtfe yol göstericidir.
  • یا رب این بخشش نه حد کار ماست ** لطف تو لطف خفی را خود سزاست‏
  • Ey düşkünlerin ellerini tutan, elimizi tut. Bizi al, perdeyi kaldır, perdemizi yırtma.
  • دست گیر از دست ما ما را بخر ** پرده را بردار و پرده‏ی ما مدر
  • Bizi bu murdar nefisten kurtar. Çünkü bıçağı kemiğimize kadar dayandı. 2445
  • باز خر ما را از این نفس پلید ** کاردش تا استخوان ما رسید
  • Ey tacı, tahtı olmayan padişah, bizim gibi biçarelerden bu kuvvetli bağı kim çözebilir?
  • از چو ما بی‏چارگان این بند سخت ** کی گشاید ای شه بی‏تاج و تخت‏
  • Ey muhabbet ihsan eden muhabbetli Tanrı, böyle sağlam bir kilidi, senin fazlından başka kim açabilir?
  • این چنین قفل گران را ای ودود ** کی تواند جز که فضل تو گشود
  • Biz kendimizden vazgeçer, yüzümüzü sana tutarız. Çünkü sen, bize bizden yakınsın.
  • ما ز خود سوی که گردانیم سر ** چون تویی از ما به ما نزدیکتر
  • Bu dua da senin öğretmenledir, senin ihsanındandır. Yoksa külhanda nasıl olur da gül bahçesi yetişir?
  • این دعا هم بخشش و تعلیم تست ** گر نه در گلخن گلستان از چه رست‏
  • Kan ve bağırsak arasında kalmış olan anlayış ve akıl senin ikramından başka bir şey nakletmez ki, 2450
  • در میان خون و روده فهم و عقل ** جز ز اکرام تو نتوان کرد نقل‏
  • İki parça yağdan çıkan bu ruhani nurun nurani dalgası göklere vurmakta.
  • از دو پاره‏ی پیه این نور روان ** موج نورش می‏زند بر آسمان‏
  • Bu dil denen et parçasından hikmet nehri ırmak gibi akmakta.
  • گوشت پاره که زبان آمد از او ** می‏رود سیلاب حکمت همچو جو