English    Türkçe    فارسی   

2
2522-2546

  • Bu “Ene” sözünü vakitsiz söylemek; lânete düşmektir, “Ene” yi vaktinde söylemek rahmettir.
  • آن انا بی‏وقت گفتن لعنت است ** آن انا در وقت گفتن رحمت است‏
  • Mansur’un “Ene” deyişi, şüphe yok ki rahmetten ibarettir; fakat Firavunun “ Ene” deyişine bir bak, lânetin ta kendisi!
  • آن انا منصور رحمت شد یقین ** آن انا فرعون لعنت شد ببین‏
  • Hulasa vakitsiz öten her horozun ibret için başını kesmek gerekir.
  • لاجرم هر مرغ بی‏هنگام را ** سر بریدن واجب است اعلام را
  • Baş kesmek nedir? Dünyada nefsi öldürmek, nefsin dileklerini terk etmek. 2525
  • سر بریدن چیست کشتن نفس را ** در جهاد و ترک گفتن نفس را
  • Bu da öldürülmekten kurtulsun diye akrebin iğnesini çıkarmak gibidir.
  • آن چنان که نیش کژدم بر کنی ** تا که یابد او ز کشتن ایمنی‏
  • Taşla tepelenme belâsından kurtulsun diye yılanın zehirli dişini sökersin ya!
  • بر کنی دندان پر زهری ز مار ** تا رهد مار از بلای سنگسار
  • Nefsi, pirin gölgesinden başka hiçbir şey öldürmez. O nefis öldürenin eteğine sımsıkı sarıl.
  • هیچ نکشد نفس را جز ظل پیر ** دامن آن نفس کش را سخت گیر
  • Eteğini sıkıca tuttun mu, bu, Tanrı tevfikidir. Sende beliren her kuvvet, onun seni çekişinden, dileyişinden meydana gelir.
  • چون بگیری سخت آن توفیق هوست ** در تو هر قوت که آید جذب اوست‏
  • “Ma remeye iz remeyte” iyi bil. Canın nesi varsa canlar canındandır. 2530
  • ما رمیت إذ رمیت راست دان ** هر چه کارد جان بود از جان جان‏
  • Elini tutan, yükünü yüklenen odur. Her an, her nefes, o anı, o nefesi ondan um!
  • دست گیرنده وی است و بردبار ** دم‏به‏دم آن دم از او امید دار
  • Onun feyzine geç mazhar olduysan gam yeme. Bilirsin ki ihmal etmez, imhal eder.
  • نیست غم گر دیر بی‏او مانده‏ای ** دیرگیر و سخت‏گیرش خوانده‏ای‏
  • Tanrı rahmeti geç erişir ama adamakıllı erişir, seni bir an bile huzurundan ayırmaz, her an seninledir.
  • دیر گیرد سخت گیرد رحمتش ** یک دمت غایب ندارد حضرتش‏
  • Bu vuslatın, bu muhabbetin şerhini duymak istersen adamakıllı düşünerek “Vedduha” suresini okuyuver!
  • گر تو خواهی شرح این وصل و ولا ** از سر اندیشه می‏خوان و الضحی‏
  • Eğer sen kötülükler de ondandır dersen öyledir ama bundan onun kemaline noksan mı gelir ki? 2535
  • ور تو گویی هم بدیها از وی است ** لیک آن نقصان فضل او کی است‏
  • Bu kötülük ihsanı da onun kemalindendir. Dinle ulu kişi, sana bir misal getireyim:
  • آن بدی دادن کمال اوست هم ** من مثالی گویمت ای محتشم‏
  • Meselâ ressam iki türlü resim yapar: Güzellerin resimleriyle, çirkin resimleri.
  • کرد نقاشی دو گونه نقشها ** نقشهای صاف و نقشی بی‏صفا
  • Yusuf’un, yaratılışı güzel hurinin resmini de yapar, ifritlerin, çirkin iblislerin resmini de.
  • نقش یوسف کرد و حور خوش سرشت ** نقش عفریتان و ابلیسان زشت‏
  • İki türlü resim de onun üstatlığının eseridir. Bu, ressamın çirkinliğine delil olamaz, bilâkis üstatlığına delildir.
  • هر دو گونه نقش استادی اوست ** زشتی او نیست آن رادی اوست‏
  • Çirkini gayet çirkin olarak yapar, o derecede ki bütün çirkinlikler, onun etrafında döner, örülür. 2540
  • زشت را در غایت زشتی کند ** جمله زشتیها به گردش بر تند
  • Bu suretle de bilgisindeki kemal meydana gelir, üstatlığını inkâr eden rüsvay olur.
  • تا کمال دانشش پیدا شود ** منکر استادیش رسوا شود
  • Eğer çirkinin resmini yapmayı bilmezse ressam, nâkıstır. İşte bu yüzden Tanrı hem kâfirin yaratıcısıdır, hem müminin.
  • ور نداند زشت کردن ناقص است ** زین سبب خلاق گبر و مخلص است‏
  • Bu yüzden küfür de Tanrılığına şahittir, iman da. İkisi de ona secde eder.
  • پس از این رو کفر و ایمان شاهدند ** بر خداوندیش و هر دو ساجدند
  • Fakat bil ki müminin secdesi dileyerektir. Çünkü mümin, Tanrı rızasını arar, maksadı onun rızasını almaktır.
  • لیک مومن دان که طوعا ساجد است ** ز انکه جویای رضا و قاصد است‏
  • Kâfir de istemeyerek Tanrı’ya tapar ama onun maksadı başkadır. 2545
  • هست کرها گبر هم یزدان پرست ** لیک قصد او مرادی دیگر است‏
  • Padişahın kalesini yapar ama beylik dâvasındadır.
  • قلعه‌ای سلطان عمارت میکند ** لیک دعوی امارت میکند