English    Türkçe    فارسی   

2
2799-2823

  • Çoluğuma, çocuğuma el uzatacak. O vakit bunu tutmaktan ne faydam olur?
  • در زن و فرزند من دستی زند ** بستن این دزد سودم کی کند
  • Bu Müslüman, kerem edip beni çağırıyor. Hemencecik gitmezsem herhalde bir kötülüğü düşeceğim deyip. 2800
  • این مسلمان از کرم می‏خواندم ** گر نگردم زود پیش آید ندم‏
  • O iyilikçi Müslüman’ın şefkatine güvenerek hırsızı bıraktı yola düzüldü.
  • بر امید شفقت آن نیک خواه ** دزد را بگذاشت باز آمد به راه‏
  • Varıp “Aziz dost ne var? Böyle kimin elinden feryat ediyorsun ?” dedi.
  • گفت ای یار نکو احوال چیست ** این فغان و بانگ تو از دست کیست‏
  • Adam “İşte, hırsızın ayak izine bak. Hırsız çalacağını çalıp bu tarafa gitmiş.
  • گفت اینک بین نشان پای دزد ** این طرف رفته ست دزد زن بمزد
  • İşte o kaltabanın ayak izi. Yürü, bu izi izle, ardından koş!” dedi.
  • نک نشان پای دزد قلتبان ** در پی او رو بدین نقش و نشان‏
  • Adam “Be ahmak, sen ne söylüyorsun? Ben onu tutmuşum. 2805
  • گفت ای ابله چه می‏گویی مرا ** من گرفته بودم آخر مر و را
  • Sen bağırınca koyuverdim. Sen bir eşekmişsin meğerse. Bense seni adam sandım.
  • دزد را از بانگ تو بگذاشتم ** من تو خر را آدمی پنداشتم‏
  • Bu ne herze, bu ne hezeyan? Ben kendisini tutmuştum, ayak izini ne yapayım?” dedi.
  • این چه ژاژست و چه هرزه ای فلان ** من حقیقت یافتم چه بود نشان‏
  • Sen bir hilebazsın, yahut aptalın birisin. Hatta belki de hırsızın ta kendisisin ve bu işi de mahsus yaptın.
  • گفت من از حق نشانت می‏دهم ** این نشان است از حقیقت آگهم‏
  • Öbürü “ Ben ayak izini gösteriyorum. İşin haki katından âgahım” dedi.
  • گفت طراری تو یا خود ابلهی ** بلکه تو دزدی و زین حال آگهی‏
  • Adam dedi ki: “Sen ya düzenbazsın, ya ahmak, belki de hırsızın ta kendisisin de işi biliyorsun. 2810
  • خصم خود را می‏کشیدم من کشان ** تو رهانیدی و را کاینک نشان‏
  • Ben hasmımı çeke, çeke yakalamak üzereydim. İşte ayak izi diye sen koyuverttin. Sen cihetten bahsediyorsun, bense cihetlerden çıkmış, kurtulmuşum. Vuslatta delil ve âlamet olur mu?”
  • تو جهت گو من برونم از جهات ** در وصال آیات کو یا بینات‏
  • Sıfatlarla perdelenmiş olan kişi, ancak sıfat görür. Zatı kaybeden kişidir ki sıfatlarda kalır.
  • صنع بیند مرد محجوب از صفات ** در صفات آن است کاو گم کرد ذات‏
  • Oğul, Allah’a ulaşanlar, zata gark olmuşlardır. Artık onlar sıfatlara nazar ederler mi?
  • واصلان چون غرق ذاتند ای پسر ** کی کنند اندر صفات او نظر
  • Başın ırmağın dibinde oldukça renge bakabilir misin?
  • چون که اندر قعر جو باشد سرت ** کی به رنگ آب افتد منظرت‏
  • Suyun rengine bakmak için dipten çıktın mı? Güzel bir halıyı bırakmış, köhne bir kilimi almış olursun. 2815
  • ور به رنگ آب باز آیی ز قعر ** پس پلاسی بستدی دادی تو شعر
  • Avamın ibadeti, havasın günahıdır. Avamın vuslatı bil ki havasın hicabıdır.
  • طاعت عامه گناه خاصگان ** وصلت عامه حجاب خاص دان‏
  • Padişah bir veziri muhtesip yapsa, onun dostu değildir, düşmanıdır.
  • مر وزیری را کند شه محتسب ** شه عدوی او بود نبود محب‏
  • Mamafih o vezir belki suç işlemiştir. Böyle birden bire muameleyi değiştirmek elbette sebepsiz olamaz.
  • هم گناهی کرده باشد آن وزیر ** بی‏سبب نبود تغیر ناگزیر
  • Çünkü önce muhtesip olan kişiye baht ve devlet nasip olmuş demektir.
  • آن که ز اول محتسب بد خود و را ** بخت و روزی آن بده ست از ابتدا
  • Fakat önceden padişaha vezir olanı, sonra muhtesip yapmak kötü bir iş yaptığından olabilir. 2820
  • لیک آن کاول وزیر شه بده ست ** محتسب کردن سبب فعل بد است‏
  • Fakat padişah, seni eşikten huzuruna çağırmış, sonra tekrar eşiğe sürmüşse,
  • چون ترا شه ز آستانه پیش خواند ** باز سوی آستانه باز راند
  • Şüphe etmeksizin bil ki bir suç ettin. Bilgisizlikle cebre yapışır.
  • تو یقین می‏دان که جرمی کرده‏ای ** جبر را از جهل پیش آورده‏ای‏
  • Kısmetim buymuş dersen neden önce o devlet kısmetin olmuştu?
  • که مرا روزی و قسمت این بده ست ** پس چرا دی بودت آن دولت به دست‏