English    Türkçe    فارسی   

2
3052-3076

  • Adam “O benden yoksul” deyince Oğuz, “Haber verdiler onun altını var” dedi.
  • گفت آخر او ز من مسکین‏تر است ** گفت قاصد کرده است او را زر است‏
  • Adam dedi ki: “Mademki bizim ikimizden bir şey umuyorsunuz,
  • گفت چون وهم است ما هر دو یک‏ایم ** در مقام احتمال و در شک‏ایم‏
  • Evvelâ onu öldürün de ben korkayım, altınların yerini göstereyim!”
  • خود و را بکشید اول ای شهان ** تا بترسم من دهم زر را نشان‏
  • Şimdi sen de Allah’ın keremine bak ki biz âhir zamanda geldik. 3055
  • پس کرمهای الهی بین که ما ** آمدیم آخر زمان در انتها
  • Zamanlardan sonuncusu, ilk devirlerden daha üstündür. Hadiste “ Ahirûnes Sâbikun” denmektedir.
  • آخرین قرنها پیش از قرون ** در حدیث است آخرون السابقون‏
  • Merhamet sahibi Allah, Nûh ve Hûd kavimlerinin helâkini bize gösterdi;
  • تا هلاک قوم نوح و قوم هود ** عارض رحمت به جان ما نمود
  • Biz korkalım, ibret alalım diye onları kahretti. Ya aksi olsaydı vay haline!
  • کشت ایشان را که ما ترسیم از او ** ور خود این بر عکس کردی وای تو
  • Kendisine tapanların (peygamber ve velilerin Aleyhimüsselâm) varlıkları nimetken buna şükretmeyenlerin hali
  • بیان حال خود پرستان و ناشکران در نعمت وجود انبیا و اولیا علیهم السلام‏
  • Peygamberlerden hangisi, suça, ayıba dair bir şey söylediyse taş gibi katı gönül’e, kapkara cana,
  • هر ک از ایشان گفت از عیب و گناه ** وز دل چون سنگ وز جان سیاه‏
  • Allah fermanlarına ehemmiyet vermemeye, yarın ki ahret gününü düşünmeyip rahatça keyfine bakmaya, 3060
  • و ز سبک داری فرمان‏های او ** و ز فراغت از غم فردای او
  • Bu aşağılık dünyaya heves etmeye, bu aşağılık dünyaya âşık, karılar gibi nefse zebun olmaya,
  • و ز هوس و ز عشق این دنیای دون ** چون زنان مر نفس را بودن زبون‏
  • Nasihat edenlerden kaçmaya, temiz kişilerle buluşmaktan çekinmeye,
  • و آن فرار از نکته‏های ناصحان ** و آن رمیدن از لقای صالحان‏
  • Gönül’e, gönül ehline karşı yabancı durmaya, padişahlara hile düzmeye, onlara karşı tilkilik yapmaya kalkışmaya,
  • با دل و با اهل دل بیگانگی ** با شهان تزویر و روبه‏شانگی‏
  • Gözü tok kişileri yoksul sanmaya, onlara haset edip gizlice düşman olmaya dair söyledi.
  • سیر چشمان را گدا پنداشتن ** از حسدشان خفیه دشمن داشتن‏
  • Onlardan biri verdiğin bir şeyi kabul ederse yoksul dersin, kabul etmezse riyakâr ve mürai! 3065
  • گر پذیرد چیز تو گویی گداست ** ور نه گویی زرق و مکر است و دغاست‏
  • İnsanlara karışırsa tamahkâr dersin. Karışmaz, çekingen davranırsa kibirli!
  • گر در آمیزد تو گویی طامع است ** ور نه گویی در تکبر مولع است‏
  • Yahut da münafıklar gibi “Çoluğun, çocuğun nafakasını kazanmaya uğraşıyorum,
  • یا منافق‏وار عذر آری که من ** مانده‏ام در نفقه‏ی فرزند و زن‏
  • Ne başımı kaşımaya vaktim var, ne din kaydına düşüp ibadet etmeğe!
  • نه مرا پروای سر خاریدن است ** نه مرا پروای دین ورزیدن است‏
  • Lûtfet, bizi himmetle bir an da sonunda biz de velilerden olalım” diye mazeret serdedersin.
  • ای فلان ما را به همت یاد دار ** تا شویم از اولیا پایان کار
  • Fakat bu sözde, dertten, aşktan değildir. Âdeta uyuyan bir adamın bir aralık uyanıp sayıklayarak tekrar uykuya dalmasına benzer. 3070
  • این سخن نه هم ز درد و سوز گفت ** خوابناکی هرزه گفت و باز خفت‏
  • “Ayalimin rızkını kazanmaktan başka bir şey yapamıyorum. Ne çare? Dişimle, tırnağımla çalışıp çabalıyor, helâlinden kazanıyorum” dersin.
  • هیچ چاره نیست از قوت عیال ** از بن دندان کنم کسب حلال‏
  • Ey sapıklara karışan, ne helâli? Senin kanından başka helâl göremiyorum.
  • چه حلال ای گشته از اهل ضلال ** غیر خون تو نمی‏بینم حلال‏
  • Çare Allah’tandır. Lokmandan değil, çare dindendir puttan değil!
  • از خدا چاره‏ستش و از لوت نه ** چاره‏ش است از دین و از طاغوت نه‏
  • Ey aşağılık dünyaya bile sabredemeyen, bu yeryüzünü güzel bir tarzda döşeyen Allah’ya nasıl sabredebiliyorsun?
  • ای که صبرت نیست از دنیای دون ** صبر چون داری ز نعم الماهدون‏
  • Ey naz ve nimete bile sabredemeyen, kerim Allah’a nasıl sabredebiliyorsun? 3075
  • ای که صبرت نیست از ناز و نعیم ** صبر چون داری از الله کریم‏
  • Ey temize, pise bile sabırsız, Yaratanına nasıl sabredebiliyorsun?
  • ای که صبرت نیست از پاک و پلید ** صبر چون داری از آن کاین آفرید