English    Türkçe    فارسی   

2
3280-3304

  • Yürü, çabuk ihtiyacını arttırır da Allah’ın kereminden cömertlik denizi coşsun. 3280
  • پس بیفزا حاجت ای محتاج زود ** تا بجوشد در کرم دریای جود
  • Şu yol üstünde dilenen, şu dilenciliğe düşmüş olan yoksullar, halka ihtiyaçlarını arz ederler.
  • این گدایان بر ره و هر مبتلا ** حاجت خود می‏نماید خلق را
  • Kör, sakat, hasta, illetli olduklarını gösterir, bu suretle halkın merhametini coşturmak isterler.
  • کوری و شلی و بیماری و درد ** تا از این حاجت بجنبد رحم مرد
  • “Ey halk, ekmek verin. Benim de ambarım var, benim de malım, benim de sofram var” derler mi hiç?
  • هیچ گوید نان دهید ای مردمان ** که مرا مال است و انبار است و خوان‏
  • Köstebeğin yemek içmek için göze ihtiyacı yoktur. Onun için Allah onu gözsüz yarattı.
  • چشم ننهاده‏ست حق در کور موش ** ز انکه حاجت نیست چشمش بهر نوش‏
  • Köstebek, gözsüz de pekâlâ yaşayabilir. Ter-ü taze toprakta göze ne ihtiyacı var? 3285
  • می‏تواند زیست بی‏چشم و بصر ** فارغ است از چشم او در خاک تر
  • Zaten ancak hırsızlık etmek için topraktan çıkar, başka bir iş için değil, Allah, onu bu hırsızlıktan arıtsa,
  • جز به دزدی او برون ناید ز خاک ** تا کند خالق از آن دزدیش پاک‏
  • O da kanatlanır, kuş olur; melekler gibi göklere uçup gider.
  • بعد از آن پر یابد و مرغی شود ** چون ملایک جانب گردون رود
  • Allah’ın gül bahçesinde her an bülbül gibi yüzlerce nağme çıkarır.
  • هر زمان در گلشن شکر خدا ** او بر آرد همچو بلبل صد نوا
  • “Ey beni çirkin sıfatlardan kurtaran, ey cehennemi cennet haline getiren,
  • کای رهاننده مرا از وصف زشت ** ای کننده دوزخی را تو بهشت‏
  • Bir yağ parçasına aydınlık bahşetmekte, bir kemiğe işitme kabiliyeti vermektesin ey gani Allah. 3290
  • در یکی پیهی نهی تو روشنی ** استخوانی را دهی سمع ای غنی‏
  • Fakat o mananın cisimle ne alâkası var? Eşyanın adlarıyla, anlayışın ne münasebeti var?
  • چه تعلق آن معانی را به جسم ** چه تعلق فهم اشیا را به اسم‏
  • Söz yuva gibidir, mana kuş gibi. Cisim ırmak gibidir, ruh akıp giden su gibi.
  • لفظ چون وکرست و معنی طایر است ** جسم جوی و روح آب سایر است‏
  • O ırmak akıp gitmektedir, fakat sen ona duruyor dersin, o koşup gelmektedir, sen onu bir yere kımıldamıyor sanırsın.
  • او روان است و تو گویی واقف است ** او دوان است و تو گویی عاکف است‏
  • Eğer su, yerden yere gitmiyorsa, eğer su akıp durmuyorsa üstündeki yeniden, yeniye görünen çerçöp nedir ki?
  • گر نبینی سیر آب از خاکها ** چیست بر وی نو به نو خاشاکها
  • Senin çerçöpün de fikrî suretlerindir. Aklına her an yeniden yeniye el dokunmamış düşünceler gelmektedir. 3295
  • هست خاشاک تو صورتهای فکر ** نو به نو در می‏رسد اشکال بکر
  • Düşünce ırmağın yüzü de güzel ve sevimsiz çerçöpten hali değil.
  • روی آب جوی فکر اندر روش ** نیست بی‏خاشاک محبوب و وحش‏
  • Bu kadar suyun üstünde görünen kabuklar, gayp bağı meyvelerinin kabuklarıdır.
  • قشرها بر روی این آب روان ** از ثمار باغ غیبی شد دوان‏
  • Bu kabukların içini suda ara. Çünkü su ırmağa bağdan kaynamakta, bağdan gelmektedir.
  • قشرها را مغز اندر باغ جو ** ز انکه آب از باغ می‏آید به جو
  • Âbıhayatın akışını görmüyorsan ırmağın üstündeki dalların, yaprakların, çerçöpün akışına bak.
  • گر نبینی رفتن آب حیات ** بنگر اندر جوی و این سیر نبات‏
  • Su, yeğin akarsa üstündeki kabuklar ve çerçöp de daha çabuk sürüklenip gider. 3300
  • آب چون انبه‏تر آید در گذر ** زو کند قشر صور زوتر گذر
  • Bu feyiz şiddetle zuhur etti mi gayri ariflerin gönüllerine gam gelmez, o gönüllerde elem eğleşmez olur.
  • چون به غایت تیز شد این جو روان ** غم نپاید در ضمیر عارفان‏
  • Nitekim ırmak da, dopdolu olur, pek hızlı akarsa üstünde çerçöp eğlenmez!
  • چون به غایت ممتلی بود و شتاب ** پس نگنجید اندر او الا که آب‏
  • Halden bigâne birisinin bir şeyhi kınaması ve müridin şeyhe cevap vermesi
  • طعنه زدن بیگانه ای در شیخ و جواب گفتن مرید شیخ او را
  • Birisi, şeyhin birini “Kötü adam, doğru yolda değil.
  • آن یکی یک شیخ را تهمت نهاد ** کاو بد است و نیست بر راه رشاد
  • Şarap içiyor, mürai ve pis herif. Böyle adam nereden müritlerin imdadına yetişecek?” diye kınadı.
  • شارب خمر است و سالوس و خبیث ** مر مریدان را کجا باشد مغیث‏