English    Türkçe    فارسی   

3
1378-1402

  • Berber, adamın sakalını dipten tıraş ederek kılları önüne kor da der ki: “Benim bir işim çıktı sen ayırıver!”
  • ریش او ببرید و کل پیشش نهاد ** گفت تو بگزین مرا کاری فتاد
  • İşte bunun gibi bu sual, şu da cevabı, artık sen ayırıver… Din kaygısı, bunlarla uğraşmaya vakit bırakmaz.
  • این سال وآن جوابست آن گزین ** که سر اینها ندارد درد دین
  • Birisi Zeyd’e bir sille vurur. Zeyd de hileye sapıp onu dövmek üzere üstüne saldırınca, 1380
  • آن یکی زد سیلیی مر زید را ** حمله کرد او هم برای کید را
  • Adam: “Dur, senden bir şey soracağım, cevabını ver, sonra beni döv.
  • گفت سیلی‌زن سالت می‌کنم ** پس جوابم گوی وانگه می‌زنم
  • Senin kafana vurunca şırak diye bir sestir çıktı. Şimdi burada dostça senden bir sualim var:
  • بر قفای تو زدم آمد طراق ** یک سالی دارم اینجا در وفاق
  • Bu şırak sesi benim elimden mi çıktı, yoksa senin kafandan mı ey uluların öğündüğü ulu zat?” dedi.
  • این طراق از دست من بودست یا ** از قفاگاه تو ای فخر کیا
  • Adamcağız dedi ki: “Acıdan kurtulmadım ki bu düşünceye dalayım.
  • گفت از درد این فراغت نیستم ** که درین فکر و تفکر بیستم
  • Senin derdin yok, sen düşüne dur.” Dert sahibi böyle düşüncelere saplanamaz, kendine gel! 1385
  • تو که بی‌دردی همی اندیش این ** نیست صاحب‌درد را این فکر هین
  • Hikâye
  • حکایت
  • Sahabenin ruhlarında Kuran’a karşı fevkalâde bir iştiyak vardı ama aralarında hafız pek azdı.
  • در صحابه کم بدی حافظ کسی ** گرچه شوقی بود جانشان را بسی
  • Çünkü bir meyve oldu mu kabuğu adamakıllı incelir, çatlar, dökülür.
  • زانک چون مغزش در آگند و رسید ** پوستها شد بس رقیق و واکفید
  • Ceviz, fıstık ve badem bile olunca kabukları incelir.
  • قشر جوز و فستق و بادام هم ** مغز چون آگندشان شد پوست کم
  • İlmin hakikati de kemâle gelince kışrı azalır. Zira sevgilisi, âşıkı yakar, yandırır.
  • مغز علم افزود کم شد پوستش ** زانک عاشق را بسوزد دوستش
  • İstenen, sevilen kişinin vasfı, isteyen, seven kişinin vasıflarının zıddıdır. Vahiy ve nur şimşeği, peygamberi yakar. 1390
  • وصف مطلوبی چو ضد طالبیست ** وحی و برق نور سوزنده‌ی نبیست
  • Kadîm olan Allah’ın sıfatları tecelli edince hâdisin sıfatlarını yakar, mahveder.
  • چون تجلی کرد اوصاف قدیم ** پس بسوزد وصف حادث را گلیم
  • Sahabe arasında birisi Kur’an’ın dörtte birini ezberledi de duyuldu mu, sahabe, bu bizim ulumuzdur derdi.
  • ربع قرآن هر که را محفوظ بود ** جل فینا از صحابه می‌شنود
  • Böyle bir büyük mana ile sureti bir arada cem etmek, hayretlere düşmüş, mest olmuş padişahtan başka kimseye mümkün değildir.
  • جمع صورت با چنین معنی ژرف ** نیست ممکن جز ز سلطانی شگرف
  • Böyle bir sarhoşluk âleminde edep kaidelerine riayet etmenin zaten imkânı yoktur, bu imkân bulunsa bile şaşılacak şeydir doğrusu!
  • در چنین مستی مراعات ادب ** خود نباشد ور بود باشد عجب
  • İstiğna âleminde niyaza riayet etmek, yuvarlak bir şeyle uzun bir şeyi, zıddoldukları halde bir arada cem etmeye benzer. 1395
  • اندر استغنا مراعات نیاز ** جمع ضدینست چون گرد و دراز
  • Sopa, esasen körlerin sevgilisidir. Kör, Kur’an sandığına benzer ancak.
  • خود عصا معشوق عمیان می‌بود ** کور خود صندوق قرآن می‌بود
  • Körlerin sözleri, Mushaf harfleriyle, eski hikâyelerle, korkutuşlarla dolu sandıklardır.
  • گفت کوران خود صنادیقند پر ** از حروف مصحف و ذکر و نذر
  • Fakat Kur’an’la dolu sandık, boş sandıktan iyidir elbet.
  • باز صندوقی پر از قرآن به است ** زانک صندوقی بود خالی بدست
  • Yüksüz sandık fareler ve yılanlar dolu sandıktan daha iyidir.
  • باز صندوقی که خالی شد ز بار ** به ز صندوقی که پر موشست و مار
  • Hâsılı insan, vuslata erdi mi vasıta olan kadın, adamın gözüne soğuk görünmeye başlar. 1400
  • حاصل اندر وصل چون افتاد مرد ** گشت دلاله به پیش مرد سرد
  • Güzelim istediğin şeye ulaştın mı artık bilgi sahibi olmayı istemek kötüdür.
  • چون به مطلوبت رسیدی ای ملیح ** شد طلب کاری علم اکنون قبیح
  • Göklerin damlarına çıktıktan sonra da merdiven aramak manasızdır.
  • چون شدی بر بامهای آسمان ** سرد باشد جست وجوی نردبان