English    Türkçe    فارسی   

3
15-39

  • Tur dağı, tecelliye uğrayınca boğazlandı, şarap içti, hatta o şaraba tahammül edemedi de 15
  • کوه طور اندر تجلی حلق یافت ** تا که می نوشید و می را بر نتافت
  • Yarıldı, zerre zerre oldu. Hiç dağın deve gibi oynadığını gördünüz mü?
  • صار دکا منه وانشق الجبل ** هل رایتم من جبل رقص الجمل
  • Herkes, herkese bir lokma bir şey verebilir ama boğaz bağışlamak, ancak Allah işidir.
  • لقمه‌بخشی آید از هر کس به کس ** حلق‌بخشی کار یزدانست و بس
  • Allah, cisme de boğaz verir, ruha da. Her uzvuna ayrı, ayrı boğaz bağışlar.
  • حلق بخشد جسم را و روح را ** حلق بخشد بهر هر عضوت جدا
  • Fakat bu ihsanı, kendini ululuğa verdiğin, kötülükten ve hileden arındığın vakit yapar da
  • این گهی بخشد که اجلالی شوی ** وز دغا و از دغل خالی شوی
  • Sen de padişahın sırrını kimseye söylemez, şekeri sineğe sunamazsın. 20
  • تا نگویی سر سلطان را به کس ** تا نریزی قند را پیش مگس
  • Ululuk şarabını o adamın kulağı içer ki sûsen gibi yüzlerce dili olduğu halde dilsizdir.
  • گوش آنکس نوشد اسرار جلال ** کو چو سوسن صدزبان افتاد و لال
  • Allah’ın lütfu, su içsin de yüzlerce ot bitirsin diye toprağa da boğaz ihsan eder.
  • حلق بخشد خاک را لطف خدا ** تا خورد آب و بروید صد گیا
  • Sonra topraktan yaratılan mahlûklara boğaz verir, dudak verir... Onlar da arayıp topraktan biten otları otlarlar.
  • باز خاکی را ببخشد حلق و لب ** تا گیاهش را خورد اندر طلب
  • Hayvan, ot yedi de semirdi mi... insana gıda olur, ortadan kalkar.
  • چون گیاهش خورد حیوان گشت زفت ** گشت حیوان لقمه‌ی انسان و رفت
  • Fakat toprak da, ruh çıktı, insan görüşten ayrıldı mı insanı yiyip sömürür. 25
  • باز خاک آمد شد اکال بشر ** چون جدا شد از بشر روح و بصر
  • Zerreler gördüm: Hepsi ağızlarını açmışlar, gıdalarını söylesem söz uzar gider.
  • ذره‌ها دیدم دهانشان جمله باز ** گر بگویم خوردشان گردد دراز
  • Yaprakların gıdası onun kereminden… Dallara dadı, onun umumi ve şâmil lütfu.
  • برگها را برگ از انعام او ** دایگان را دایه لطف عام او
  • Rızıkların rızkını o vermekte. Buğday, rızıksız nasıl baş gösterir, biter?
  • رزقها را رزقها او می‌دهد ** زانک گندم بی غذایی چون زهد
  • Bu sözün sonu gelmez. Ben, bir miktarını söyledim, öbürlerini sen anlayıver.
  • نیست شرح این سخن را منتهی ** پاره‌ای گفتم بدانی پاره‌ها
  • Bil ki bütün âlem yiyen ve yenenden ibarettir. Hak’la bâki olanları da Hakk’a yönelmiş ve Hakk’ın makbulü olmuş bil. 30
  • جمله عالم آکل و ماکول دان ** باقیان را مقبل و مقبول دان
  • Bu âlem de daima neşre uğrayıp durur, bu âlemdekiler de. O âlemle o âleme gidenlerse daimî ve ebedîdir.
  • این جهان و ساکنانش منتشر ** وان جهان و سالکانش مستمر
  • Bu âlemin de sonu yoktur, bu âleme âşık olanların da. O âlem ehliyse ebedî ve bir aradadır.
  • این جهان و عاشقانش منقطع ** اهل آن عالم مخلد مجتمع
  • Kerem ona derler ki insan, kendisini ebedî kılacak âbıhayatı kendisine versin.
  • پس کریم آنست کو خود را دهد ** آب حیوانی که ماند تا ابد
  • Kerem sahibi, “Bâkıyât-us sâlihat”ın ta kendisidir. Yüzlerce âfetten, tehlikeden korkudan kurtulmuştur.
  • باقیات الصالحات آمد کریم ** رسته از صد آفت و اخطار و بیم
  • Onlar, binlerce kişi olsalar yine bir kişiden fazla değildirler. Hayallere kapılanlar gibi sayı düşünmezler ki. 35
  • گر هزارانند یک کس بیش نیست ** چون خیالاتی عدد اندیش نیست
  • Yiyenle yenenin boğazı, gırtlağı var… Galiple mağlûbun aklı reyi.
  • آکل و ماکول را حلقست و نای ** غالب و مغلوب را عقلست و رای
  • Allah adalet asâsına boğaz verdi de o kadar sopaları, o kadar ipleri yedi.
  • حلق بخشید او عصای عدل را ** خورد آن چندان عصا و حبل را
  • Öyle olduğu halde o yemeden semirmedi, şişmedi. Yiyişi de hayvan yiyişi değildi, kendisi de hayvan değil.
  • واندرو افزون نشد زان جمله اکل ** زانک حیوانی نبودش اکل و شکل
  • Allah her doğan hayali yesin diye yakına da, asâya verdiği gibi boğaz verdi.
  • مر یقین را چون عصا هم حلق داد ** تا بخورد او هر خیالی را که زاد