English    Türkçe    فارسی   

3
3811-3835

  • Ay gibi Yusuf neredeyse orası, kuyunun dibi bile olsa cennettir.” dedi.
  • هر کجا که یوسفی باشد چو ماه ** جنتست ارچه که باشد قعر چاه
  • Dostlarının, Buhara’ya gitme diye âşığı menetmeleri ve hiçbir şeye aldırış etmeksizin ulu orta sözler söyleme diyerek tehdit eylemeleri
  • منع کردن دوستان او را از رجوع کردن به بخارا وتهدید کردن و لاابالی گفتن او
  • O âşığa da öğütçünün biri dedi ki: “Ey bihaber, aklın varsa işin sonunu düşün.
  • گفت او را ناصحی ای بی‌خبر ** عاقبت اندیش اگر داری هنر
  • Aklını başına devşir de işin önüne, sonuna dikkat et. Pervane gibi kendini yakıp yandırma!
  • درنگر پس را به عقل و پیش را ** همچو پروانه مسوزان خویش را
  • Delicesine Buhara’ya gidersen zincire vurulmaya, hapishaneye atılmaya lâyıksın.
  • چون بخارا می‌روی دیوانه‌ای ** لایق زنجیر و زندان‌خانه‌ای
  • Sadr-ı Cihan, sana kızgın… Âdeta demir çiğnemede, dişlerini gıcırdatıp durmada. Seni yirmi gözle bekliyor. 3815
  • او ز تو آهن همی‌خاید ز خشم ** او همی‌جوید ترا با بیست چشم
  • Senin için bıçak bileyip duruyor. O âdeta kırlıkta kalmış bir köpek, sense unla dolu dağarcıksın!
  • می‌کند او تیز از بهر تو کارد ** او سگ قحطست و تو انبان آرد
  • Allah, bir fırsat verdi, kurtuldun… Sonra da zindana gidiyorsun ha… Ne oldu sana?
  • چون رهیدی و خدایت راه داد ** سوی زندان می‌روی چونت فتاد
  • Sana on çeşit memur dikseler bile onlardan kaçıp gizlenmen lazım; akıl, bunu emreder.
  • بر تو گر ده‌گون موکل آمدی ** عقل بایستی کز ایشان کم زدی
  • Hâlbuki senin başında tek bir memur bile yok. Neden böyle önden, arttan yolun bağlandı?”
  • چون موکل نیست بر تو هیچ‌کس ** از چه بسته گشت بر تو پیش و پس
  • Gizli aşk, onu esir etmişti. O öğütçü, o korkutucu o gizli memuru görmüyordu ki! 3820
  • عشق پنهان کرده بود او را اسیر ** آن موکل را نمی‌دید آن نذیر
  • Her memurun başında gizli bir memur var. Böyle değil de o memur, neden köpeğe benzeyen tabiatına esir. Neden onun bağlarıyla bağlı?
  • هر موکل را موکل مختفیست ** ورنه او در بند سگ طبعی ز چیست
  • Padişahın kızgınlığı ruhuna tesir etmiş, onu memurluğa, kara yüzlülüğe bağlamış.
  • خشم شاه عشق بر جانش نشست ** بر عوانی و سیه‌روییش بست
  • Hadi vur şu adamı diye onu dövüp duruyor! Benim feryadım, işte o gizli memurlardan!
  • می‌زند او را که هین او رابزن ** زان عوانان نهان افغان من
  • Kimi ziyanda görürsen bil ki görünüşte yapayalnız bile olsa hakikatte o ziyana bir memurla sürüklenir, gider.
  • هرکه بینی در زیانی می‌رود ** گرچه تنها با عوانی می‌رود
  • Bu hali bilseydin feryat eder, o padişahlar padişahına sığınırdın. 3825
  • گر ازو واقف بدی افغان زدی ** پیش آن سلطان سلطانان شدی
  • Padişahın huzurunda başına topraklar saçar da o korkunç Şeytan’dan kurtulurdun.
  • ریختی بر سر به پیش شاه خاک ** تا امان دیدی ز دیو سهمناک
  • A karıncadan daha aşağı, daha kuvvetsiz ve ehemmiyetsiz adam, kendini bey görüyorsun ha… sen körsün de ondan başına dikilmiş olan o memuru görmüyorsun.
  • میر دیدی خویش را ای کم ز مور ** زان ندیدی آن موکل را تو کور
  • Bu yalancı kanatlarla gururlandın ha... Adamı suça, ziyankârlığa çeken kol kanat, ama da kol kanattır ya!
  • غره گشتی زین دروغین پر و بال ** پر و بالی کو کشد سوی وبال
  • Kanat dediğin adamı yücelere çeker… Topraklara bulandı mı da ağırlaşır, adam uçamaz gayrı!
  • پر سبک دارد ره بالا کند ** چون گل‌آلو شد گرانیها کند
  • Âşığın, aşk sırrını anlamayan öğütçüye ulu orta cevabı
  • لاابالی گفتن عاشق ناصح و عاذل را از سر عشق
  • Âşık dedi ki: “Ey öğütçü, sus… Niceye bir öğüt vereceksin, niceye bir? Vazgeç bu öğütten; bağ, pek kuvvetli. 3830
  • گفت ای ناصح خمش کن چند چند ** پند کم ده زانک بس سختست بند
  • Senin öğüdünden daha da kuvvetlendi. Senin âlimin aşk nedir, tanımadı ki!
  • سخت‌تر شد بند من از پند تو ** عشق را نشناخت دانشمند تو
  • Bir yerde aşk fazlalaştı, derdi arttırdı mı orada ne Ebû Hanîfe bir ders verebilir, ne Şâfiî!”
  • آن طرف که عشق می‌افزود درد ** بوحنیفه و شافعی درسی نکرد
  • Beni ölümle tehdit etme... Kendi kanıma susamış birisiyim ben zaten!
  • تو مکن تهدید از کشتن که من ** تشنه‌ی زارم به خون خویشتن
  • Âşıklara her an bir ölüm var… Âşıkların ölümü bir çeşit değil!
  • عاشقان را هر زمانی مردنیست ** مردن عشاق خود یک نوع نیست
  • Âşık, doğru yolun ruhunu bulmuş, o ruhla iki yüz cana sahip olmuştur da her an iki yüzünü de feda edip durmadadır. 3835
  • او دو صد جان دارد از جان هدی ** وآن دوصد را می‌کند هر دم فدی