English    Türkçe    فارسی   

4
1463-1487

  • Halvet zamanı değil topluluğa gel! Ey Peygamber, hidayet, Kaf Dağına benzer, sense Hümasın!
  • وقت خلوت نیست اندر جمع آی ** ای هدی چون کوه قاف و تو همای
  • Dolunay, gökyüzünde geceleri yürür... Köpeklerin sesi yüzünden yürüyüşünü bırakmaz.
  • بدر بر صدر فلک شد شب روان ** سیر را نگذارد از بانگ سگان
  • Kınayanlar, senin dolunayına karşı köpeklere benzerler... Sana karşı ürüyüp dururlar! 1465
  • طاعنان هم‌چون سگان بر بدر تو ** بانگ می‌دارند سوی صدر تو
  • Bu köpekler, “Susun, dinleyin” emrine karşı sağırdırlar... Ahmaklıklarından senin dolunayına karşı hav havlayıp durmaktalar!
  • این سگان کرند از امر انصتوا ** از سفه و عوع کنان بر بدر تو
  • Ey şifa, hastayı terk etme... Ey şifa hastayı terk etme... Sağıra kızıp körün sopasını bırakma!
  • هین بمگذار ای شفا رنجور را ** تو ز خشم کر عصای کور را
  • Sen demedin mi ki “Körü, yolda tutup yeden Allah’tan yüzlerce ecir alır, yüzlerce sevaba girer!
  • نه تو گفتی قاید اعمی به راه ** صد ثواب و اجر یابد از اله
  • Kim bir körü kırk adım yederse günahları bağışlanır, doğru yolu bulur!”
  • هر که او چل گام کوری را کشد ** گشت آمرزیده و یابد رشد
  • eksik 1470
  • پس بکش تو زین جهان بی‌قرار ** جوق کوران را قطار اندر قطار
  • Doğru yolu gösterenin işi budur; sen de doğru yolu gösterensin... Ahir zamanın yasına neşesin sen!
  • کار هادی این بود تو هادیی ** ماتم آخر زمان را شادیی
  • Ey takva sahiplerinin imamı, bu hayallere kapılanları, yakîn makamına kadar götür!
  • هین روان کن ای امام المتقین ** این خیال‌اندیشگان را تا یقین
  • Kim gönlünden sana karşı bir hile, bir düzen düşünürse onun boynunu ben vururum, sen tasalanma, neşelen, neşeli neşeli yürü!
  • هر که در مکر تو دارد دل گرو ** گردنش را من زنم تو شاد رو
  • Onun körlüğüne körlükler katarım... O, şeker sanır ama ben ona zehir veririm!
  • بر سر کوریش کوریها نهم ** او شکر پندارد و زهرش دهم
  • Akıllar benim nurumla parlar, aydınlanır... Hileler, benim hilemden öğrenilir! 1475
  • عقلها از نور من افروختند ** مکرها از مکر من آموختند
  • Âlemdeki erkek fillerin ayaklarına göre Türkmen’in kara çadırı nedir ki?
  • چیست خود آلاجق آن ترکمان ** پیش پای نره پیلان جهان
  • Ey benim en ulu Peygamberim, onun mumu, kasırgama karşı nedir?
  • آن چراغ او به پیش صرصرم ** خود چه باشد ای مهین پیغامبرم
  • Derhal korkunç sûr sesiyle kalk da binlerce ölü, topraktan çıksın!
  • خیز در دم تو بصور سهمناک ** تا هزاران مرده بر روید ز خاک
  • Sen vaktin İsrafil’isin; doğruca kalk da kıyametten önce bir kıyamet kopar!
  • چون تو اسرافیل وقتی راست‌خیز ** رستخیزی ساز پیش از رستخیز
  • Kim, “hani, nerede kıyamet?” derse a güzelim, kendini göster, işte kıyamet benim de! 1480
  • هر که گوید کو قیامت ای صنم ** خویش بنما که قیامت نک منم
  • Ey mihnetlere düşmüş de soru soran kişi, dikkat et, bak da gör. Bu kıyametten yüzlerce âlem kopmada!
  • در نگر ای سایل محنت‌زده ** زین قیامت صد جهان افزون شده
  • Bu zikir ve kunut ehli olmasa ahmağın sorusuna verilecek cevap sükûttan ibarettir padişahım!
  • ور نباشد اهل این ذکر و قنوت ** پس جواب الاحمق ای سلطان سکوت
  • Duamız kabul edilmeyince Allah göğünden isteğimize sükûtla cevap verilir canım!
  • ز آسمان حق سکوت آید جواب ** چون بود جانا دعا نامستجاب
  • Harman devşirme zamanı geldi ama yazıklar olsun... Gün bahtımız yüzünden geçti gitti!
  • ای دریغا وقت خرمنگاه شد ** لیک روز از بخت ما بیگاه شد
  • Gün dar... Hâlbuki bu söz, o kadar geniş ki bütün bir ömür bile ona az gelir! 1485
  • وقت تنگست و فراخی این کلام ** تنگ می‌آید برو عمر دوام
  • Bu daracık çukurlarda mızrak oyununa girişmek, bu oyunu oynayanları utandırır!
  • نیزه‌بازی اندرین کوه‌های تنگ ** نیزه‌بازان را همی آرد به تنگ
  • Vakit dar... Fakat oğul, halkın hatırı ve anlayışı da vakitten yüz kere daha dar!
  • وقت تنگ و خاطر و فهم عوام ** تنگ‌تر صد ره ز وقت است ای غلام