English    Türkçe    فارسی   

4
1686-1710

  • Davacı, sonunu görünce kırık, sınık bir hale gelir de derhal bağlanır, sarılır, kırıklığı geçiverir!
  • عاقبت را دید و او اشکسته شد ** از شکسته‌بند در دم بسته شد
  • Allah ihsanı, bakırları iksire doğru sürer götürür... Fakat o altın yaldızlı, bu ihsandan mahrum kalır.
  • فضل مسها را سوی اکسیر راند ** آن زراندود از کرم محروم ماند
  • Ey altın yaldızlı, davaya kalkışma da sana müşteri olan hep böyle kör kalmaz, sen onu gör!
  • ای زراندوده مکن دعوی ببین ** که نماند مشتریت اعمی چنین
  • Mahşer nuru, onların gözlerini açar... Onların gözlerini sen bağlıyordun ya... Bu yüzden rüsvay olursun sen!
  • نور محشر چشمشان بینا کند ** چشم بندی ترا رسوا کند
  • İşin sonunu gören, canların ve gözlerin hasedini çeken kişileri gör! 1690
  • بنگر آنها را که آخر دیده‌اند ** حسرت جانها و رشک دیده‌اند
  • Bir de bu günkü gören kişileri seyret! Bunlar, içleri bozuk kişilerdir... Asıldan baş çekmişler, ayrılmışlardır!
  • بنگر آنها را که حالی دیده‌اند ** سر فاسد ز اصل سر ببریده‌اند
  • Bugünü görenlere, bu yüzden bilgisizlikte ve şüphede kalanlara göre suphu sadıkla suphu kâzibin ikisi de birdir.
  • پیش حالی‌بین که در جهلست و شک ** صبح صادق صبح کاذب هر دو یک
  • Suphu kâzip, yüz binlerce kervanı helak yeliyle süpürmüş, gitmiştir civanım!
  • صبح کاذب صد هزاران کاروان ** داد بر باد هلاکت ای جوان
  • Cihanda hiçbir nakit yoktur ki o, isteklileri yanıltmasın... Vay o kişinin canına ki mihengi makası yoktur!
  • نیست نقدی کش غلط‌انداز نیست ** وای آن جان کش محک و گاز نیست
  • Dâvaya kalkışan kişiye, dâvadan geçmesi için ısrar ve peygamberlere uymasını emrediş
  • زجر مدعی از دعوی و امر کردن او را به متابعت
  • Ebu Süleyman dedi ki: ben de Ahmet’im... Ahmet’in dinini hileyle vurup kıracağım 1695
  • بو مسیلم گفت خود من احمدم ** دین احمد را به فن برهم زدم
  • Ebu Süleyman’a de ki: Pek kibirlenme, işin önüne bakıp böbürlenme, sonuna bak!
  • بو مسیلم را بگو کم کن بطر ** غره‌ی اول مشو آخر نگر
  • Başına adam toplama hırsıyla kılavuzluğa kalkışma... Kılavuza uy, ardından git de önünde mum gidedursun, sen de yolunu gör!
  • این قلاوزی مکن از حرص جمع ** پس‌روی کن تا رود در پیش شمع
  • Mum, ay gibi maksadını gösterir... bu tarafta tane var, yahut burası tuzak der!
  • شمع مقصد را نماید هم‌چو ماه ** کین طرف دانه‌ست یا خود دامگاه
  • Elinde bir ışık oldu mu istesen de istemesen de doğan iziyle karga izini görür, ayırt edersin!
  • گر بخواهی ور نخواهی با چراغ ** دیده گردد نقش باز و نقش زاغ
  • Fakat mumun yoksa buna imkân yoktur. Çünkü bu kargalar hilekârdır... Akdoğanların seslerini öğrenmişlerdir. 1700
  • ورنه این زاغان دغل افروختند ** بانگ بازان سپید آموختند
  • Yiğit, hüthüdün sesini öğrense de nerede hüthüdün sesi, Seba’nın haberi?
  • بانگ هدهد گر بیاموزد فتی ** راز هدهد کو و پیغام سبا
  • Arızi sesi, asıl sesten bil... Padişahların taçları, hüthütlerin taçlarından alınmadır!
  • بانگ بر رسته ز بر بسته بدان ** تاج شاهان را ز تاج هدهدان
  • Dervişlerin sözleriyle ariflerin nüktelerini şu hayâsızlar, dillerine dolamışlardır.
  • حرف درویشان و نکته‌ی عارفان ** بسته‌اند این بی‌حیایان بر زبان
  • Eski ümmetlerin helâk olması, hep katı taşı öd ağacı sanmalarındandır!
  • هر هلاک امت پیشین که بود ** زانک چندل را گمان بردند عود
  • Onu anlayacak, meydana çıkaracak temyiz kabiliyetleri vardı ama hırs ve tamah, insanı kör ve sağır eder! 1705
  • بودشان تمییز کان مظهر کند ** لیک حرص و آز کور و کر کند
  • Körlerin körlüğü rahmetten uzak değildir, onlara acınır. Fakat hırs körlüğüne özür yoktur!
  • کوری کوران ز رحمت دور نیست ** کوری حرص است که آن معذور نیست
  • Padişahın çarmıha gerdiği adama acınır, fakat haset çarmıhına gerilen bağışlanmaz!
  • چارمیخ شه ز رحمت دور نی ** چار میخ حاسدی مغفور نی
  • A balık, sonuna bak işin, oltaya değil! Fakat pisboğazlığın, senin işin sonunu gören gözünü kapattı!
  • ماهیا آخر نگر بنگر بشست ** بدگلویی چشم آخربینت بست
  • İki gözle evveli sonu gör... Kendine gel, iblis gibi tek gözlü olma!
  • با دو دیده اول و آخر ببین ** هین مباش اعور چو ابلیس لعین
  • Tek gözlü ona derler ki yalnız içinde bulunduğu hali görür... Hayvanlar gibi başka şeyden haberi yoktur. 1710
  • اعور آن باشد که حالی دید و بس ** چون بهایم بی‌خبر از بازپس