English    Türkçe    فارسی   

4
2474-2498

  • Cilala da onda gayb şekilleri yüz göstersin. Huri ve melek akisleri görünsün!
  • تا درو اشکال غیبی رو دهد ** عکس حوری و ملک در وی جهد
  • Allah, bil ki sana bir akıl cilâsı vermiştir... Onunla gönül yaprağı arınır, aydınlanır. 2475
  • صیقل عقلت بدان دادست حق ** که بدو روشن شود دل را ورق
  • A binamaz, cilâlanmayı bırakmışsın da heva ve hevesinin iki elini de açmışsın!
  • صیقلی را بسته‌ای ای بی‌نماز ** وآن هوا را کرده‌ای دو دست باز
  • Heva ve heves kapandı mı cilacının eli açılır.
  • گر هوا را بند بنهاده شود ** صیقلی را دست بگشاده شود
  • Gayb aynası olan demirde bütün suretler görünür.
  • آهنی که آیینه غیبی بدی ** جمله صورتها درو مرسل شدی
  • İçini kararttın, paslattın, işte "Yeryüzünde fesada çalışırlar" ayetinin manası budur!
  • تیره کردی زنگ دادی در نهاد ** این بود یسعون فی الارض الفساد
  • Şimdiye kadar böyle hareket ettin durdun, artık böyle harekette bulunma. Suyu kararttın, daha ziyade karartma! 2480
  • تاکنون کردی چنین اکنون مکن ** تیره کردی آب را افزون مکن
  • Bulandırma da bu su durulsun. O suyun içinde ay ve yıldızları tavaf eder gör!
  • بر مشوران تا شود این آب صاف ** واندرو بین ماه و اختر در طواف
  • Çünkü insan, ırmak suyuna benzer. Bulandı mı artık onun dibini göremezsin!
  • زانک مردم هست هم‌چون آب جو ** چون شود تیره نبینی قعر او
  • Irmağın dibi incilerle, mercanlarla dopdolu. Sakın bulandırma, o saf ve durudur.
  • قعر جو پر گوهرست و پر ز در ** هین مکن تیره که هست او صاف حر
  • İnsanların canı havaya benzer. Tozla karıştı mı gökyüzünde perde olur, gökyüzünü göstermez.
  • جان مردم هست مانند هوا ** چون بگرد آمیخت شد پرده‌ی سما
  • Güneşin görünmesine mâni olur... Fakat tozu gitti mi saf ve parlak bir hale gelir. 2485
  • مانع آید او ز دید آفتاب ** چونک گردش رفت شد صافی و ناب
  • Canın kapkara olmakla beraber Allah, kurtuluş yolunu bulasın diye sana rüyalar göstermiştir.
  • با کمال تیرگی حق واقعات ** می‌نمودت تا روی راه نجات
  • Musa aleyhisselâm'ın Firavun'un sırlarını söylemesi, Allah’ın bildiğine inanması yahut hiç olmazsa galiba biliyor diye şüpheye düşmesi için gaybdan haber vererek gördüğü rüyaları söylemesi
  • باز گفتن موسی علیه‌السلام اسرار فرعون را و واقعات او را ظهر الغیب تابخبیری حق ایمان آورد یا گمان برد
  • Allah, sonunda olacak şeyleri kudretiyle kapkara demirde gösterdi.
  • ز آهن تیره بقدرت می‌نمود ** واقعاتی که در آخر خواست بود
  • Bu suretle senin daha az kötülük etmeni diledi... Fakat sen, hep bunları gördüğün halde daha beter oluyordun!
  • تا کنی کمتر تو آن ظلم و بدی ** آن همی‌دیدی و بتر می‌شدی
  • Sana rüyada kötü şeyler gösterdi. Onlardan ürktün, hâlbuki o kötü şeyler, senin suretindi.
  • نقشهای زشت خوابت می‌نمود ** می‌رمیدی زان و آن نقش تو بود
  • Hani aynaya bakınca yüzünü çirkin görüp aynayı pisleyen Zenci gibi! 2490
  • هم‌چو آن زنگی که در آیینه دید ** روی خود را زشت و بر آیینه رید
  • Tükürmüş de sen çirkinsin, lâyığın ancak bu demiş, ayna da çirkinliğim, senin çirkinliğim a kör ve aşağılık adam!
  • که چه زشتی لایق اینی و بس ** زشتیم آن تواست ای کور خس
  • Bu pisliği de kendi çirkin yüzüne bulaştırdın, bana değil. Çünkü ben apaydınım demiş!
  • این حدث بر روی زشتت می‌کنی ** نیست بر من زانک هستم روشنی
  • Sen gâh elbiseni yanmış gördün; gâh ağzın tutulmuş, gözün kör olmuş gördün.
  • گاه می‌دیدی لباست سوخته ** گه دهان و چشم تو بر دوخته
  • Gâh bir canavar, kanına kastetti. Gâh yırtıcı biç hayvan, başını ısırdı!
  • گاه حیوان قاصد خونت شده ** گه سر خود را به دندان دده
  • Kendini gâh lâğıma baş aşağı düşüyorsun gördün. Gâh kanlı sellerde gark olmuşsun gördün. 2495
  • گه نگون اندر میان آبریز ** گه غریق سیل خون‌آمیز تیز
  • Bazen rüyada bu tertemiz gökyüzünden sana "Kötüsün, kötüsün, kötü" diye ses geldi.
  • گه ندات آمد ازین چرخ نقی ** که شقیی و شقیی و شقی
  • Bazen dağlardan apaçık "Hadi git be. Sen, ashabı şimaldensin" sesini duydun!
  • گه ندات آمد صریحا از جبال ** که برو هستی ز اصحاب الشمال
  • Bazen her cansız şeyden "Firavun, ebediyen cehenneme düştü gitti" sadasını işittin!
  • گه ندا می‌آمدت از هر جماد ** تا ابد فرعون در دوزخ فتاد