English    Türkçe    فارسی   

4
273-297

  • Fakat sebebi bilindi mi iş kolaylaşır. Sebeplerini bilmek, bilgisizliği giderir.
  • چون بدانستی سبب را سهل شد ** دانش اسباب دفع جهل شد
  • Adam kendi kendine, onun iliğine damarına kat kat köpek pisliği sinmiştir.
  • گفت با خود هستش اندر مغز و رگ ** توی بر تو بوی آن سرگین سگ
  • Rızkını elde etmek için her gün, akşamlara kadar pisliğe gömülmüştür, tabaklığa gark olunmuştur demişti. 275
  • تا میان اندر حدث او تا به شب ** غرق دباغیست او روزی‌طلب
  • Büyük Calinus da böyle demiştir: Hastaya, neye alışkınsa onu ver!
  • پس چنین گفتست جالینوس مه ** آنچ عادت داشت بیمار آنش ده
  • Aykırı olan şeylerden zahmet çeker; onun için hastalığının ilacını da alıştığı şeylerde ara!
  • کز خلاف عادتست آن رنج او ** پس دوای رنجش از معتاد جو
  • Bokböceği, daima pislik taşır durur... Bu yüzden de gülsuyundan bayılır.
  • چون جعل گشتست از سرگین‌کشی ** از گلاب آید جعل را بیهشی
  • Onun ilâcı yine köpek pisliğidir... Çünkü ona alışmıştır, onunla halli hamur olmuştur.
  • هم از آن سرگین سگ داروی اوست ** که بدان او را همی معتاد و خوست
  • “Pisler, peslerindir” ayetini oku da bu sözün önünü, sonunu anla! 280
  • الخبیثات الخبیثین را بخوان ** رو و پشت این سخن را باز دان
  • Öğütçüler, pis kişiyi, ona bir kapı açılması, iyileşmesi için amberle, gülsuyu ile tedavi etmek isterler!
  • ناصحان او را به عنبر یا گلاب ** می دوا سازند بهر فتح باب
  • Fakat ey inanılır, itimat edilir kişiler, pislere temiz şeyler lâyık değildir ki!
  • مر خبیثان را نسازد طیبات ** درخور و لایق نباشد ای ثقات
  • Onlar, vahyin güzel kokusuyla eğrilmişler, sapıtmışlardır da “Siz bize uğursuzsunuz, biz, sizin yüzünüzden kötülüğe uğradık” diye feryada başlamışlardır.
  • چون زعطر وحی کژ گشتند و گم ** بد فغانشان که تطیرنا بکم
  • “Bu söz, bize zahmet veriyor, bu sözden hastalanıyoruz... Sizin vaazınız iyi değil, bize iyi gelmiyor.
  • رنج و بیماریست ما را این مقال ** نیست نیکو وعظتان ما را به فال
  • Eğer yine susmaz da nasihate başlarsanız derhal sizi taşlar, öldürürüz. 285
  • گر بیاغازید نصحی آشکار ** ما کنیم آن دم شما را سنگسار
  • Biz, oyunla, abes ve saçma şeylerle semirmişiz... Öğüte hiç alışmamışız!
  • ما بلغو و لهو فربه گشته‌ایم ** در نصیحت خویش را نسرشته‌ایم
  • Bizim gıdamız yalandır, asılsız lâftır, saçma sapan sözlerdir... Sizin bildirdiğiniz şeyler, midemizi bozuyor.
  • هست قوت ما دروغ و لاف و لاغ ** شورش معده‌ست ما را زین بلاغ
  • Siz bu sözlerle hastalığımızı yüzlerce defa artırıyor... Akla ilâç olarak afyon veriyorsunuz” demişlerdir.
  • رنج را صدتو و افزون می‌کنید ** عقل را دارو به افیون می‌کنید
  • Tabağın kardeşinin, tabağı gizlice fışkı kokusuyla tedavisi
  • معالجه کردن برادر دباغ دباغ را به خفیه به بوی سرگین
  • Delikanlı, kardeşine yapacağı ilâcı kimse görmesin diye halkı uzaklaştırdı.
  • خلق را می‌راند از وی آن جوان ** تا علاجش را نبینند آن کسان
  • 290.Gizli bir şeyler söyler gibi ağzını kulağına götürdü, sonra da o şeyi burnuna koydu. 290
  • سر به گوشش برد هم‌چون رازگو ** پس نهاد آن چیز بر بینی او
  • Köpek pisliğini avucuna sürtmüştü... Pis beynin ilâcını bu pislikle görmüştü.
  • کو به کف سرگین سگ ساییده بود ** داروی مغز پلید آن دیده بود
  • Avucunu koklatır koklatmaz adam, deprenmeye başladı. Halk, bu pek mühim bir afsun dediler...
  • ساعتی شد مرد جنبیدن گرفت ** خلق گفتند این فسونی بد شگفت
  • Afsunu okuyup kulağına üfürdü... Adam adeta ölmüştü, afsun imdadına yetişti!
  • کین بخواند افسون به گوش او دمید ** مرده بود افسون به فریادش رسید
  • Kötü kişilerin hareketi o yandandır... Zina, bakışla, göz ve kaş işaretiyle harekete gelir.
  • جنبش اهل فساد آن سو بود ** که زنا و غمزه و ابرو بود
  • Kime öğüt miski fayda vermezse muhakkak o, kötü kokulara alışmıştır. 295
  • هر کرا مشک نصیحت سود نیست ** لا جرم با بوی بد خو کردنیست
  • Allah, müşrikler, tâ ezelden pislik içinde doğduklarından onlara “Necis-pis” demiştir.
  • مشرکان را زان نجس خواندست حق ** کاندرون پشک زادند از سبق
  • Pislik içinde doğan kurt, ebediyen huyundan dönmez, ambere bakmaz!
  • کرم کو زادست در سرگین ابد ** می‌نگرداند به عنبر خوی خود