English    Türkçe    فارسی   

4
3304-3328

  • Ey insanlar, sonsuz rahmet her an akmaktadır fakat siz uykudasınız, anlamıyorsunuz!
  • رحمت بی‌حد روانه هر زمان ** خفته‌اید از درک آن ای مردمان
  • Uyuyan kişinin elbisesi, ırmak suyunu içer de uyuyan, uykuda serap arar! 3305
  • جامه‌ی خفته خورد از جوی آب ** خفته اندر خواب جویای سراب
  • Orada belki su vardır ümidi ile koşar durur... ve bu düşünceyle suya varacak yolu kendi kendine kaybeder gider!
  • می‌رود که آنجای بوی آب هست ** زین تفکر راه را بر خویش بست
  • Çünkü orada der, buradan uzaklaşır... bu hayale kapılır, hakikatten ayrılır!
  • زانک آنجا گفت زینجا دور شد ** بر خیالی از حقی مهجور شد
  • Bunlar güya uzağı görürüler, fakat ruhları uykudadır... ey yolcular acıyın bunlara!
  • دوربینانند و بس خفته‌روان ** رحمتی آریدشان ای ره‌روان
  • Ben insana uyku getiren bir susuzluk görmedim... ancak akılsız kişinin susuzluğu uyku getirir!
  • من ندیدم تشنگی خواب آورد ** خواب آرد تشنگی بی‌خرد
  • Akıl zaten ona derler ki Tanrı yaylasında yayılmış, Tanrı nimetlerini yemiş olsun... Utaritten gelen akla akıl demezler! 3310
  • خود خرد آنست کو از حق چرید ** نه خرد کان را عطارد آورید
  • Aklı cüz’i mezara kadar olan şeyleri görür.. öbür kısım da velilerle peygamberleri taklideder.
  • بیان آنک عقل جزوی تا بگور بیش نبیند در باقی مقلد اولیا و انبیاست
  • Bu aklın ileri görüşü,mezara kadardır... fakat gönül sahibinin aklı sur üfürülünceye dek olacak şeyleri görür.
  • پیش‌بینی این خرد تا گور بود ** وآن صاحب دل به نفخ صور بود
  • Bu akıl, mezardan, topraktan ileriye geçemez... bu ayak, şaşılacak şeylerin bulunduğu sahaya gidemez.
  • این خرد از گور و خاکی نگذرد ** وین قدم عرصه‌ی عجایب نسپرد
  • Bu ayaktan, bu akıldan bez, yürü... kendine gaybı görür bir göz ara da berhudar ol.
  • زین قدم وین عقل رو بیزار شو ** چشم غیبی جوی و برخوردار شو
  • Üstada bağlanan kitap şakirdi olan kişi, Musa gibi yeninden, yakasından parlayacak nuru nereden bulacak?
  • هم‌چو موسی نور کی یابد ز جیب ** سخره‌ی استاد و شاگردان کتاب
  • Bu bakış, bu akıl, adama ancak baş dönmesi verir... bırak görüşü artık da bekle bakalım! 3315
  • زین نظر وین عقل ناید جز دوار ** پس نظر بگذار و بگزین انتظار
  • Söz söylemeden yücelik aramayın... bekleyen kişiye dinlemek söylemekten yeğdir.
  • از سخن‌گویی مجویید ارتفاع ** منتظر را به ز گفتن استماع
  • Belletme mevkii de bir nevi şehvettir ve her çeşit şehvet, yolda puttur.
  • منصب تعلیم نوع شهوتست ** هر خیال شهوتی در ره بتست
  • Her fuzuli kişi, Tanrının fazlına, ihsanına erişebilseydi Tanrı, bunca peygamber yollar mıydı?
  • گر بفضلش پی ببردی هر فضول ** کی فرستادی خدا چندین رسول
  • Cüz-i akıl, şimşek ve aydınlık gibidir... şimşeğin verdiği aydınlıkla vahye erişebilir misin hiç?
  • عقل جزوی هم‌چو برقست و درخش ** در درخشی کی توان شد سوی وخش
  • Şimşeğin ışığı yol göstermeye yaramaz... o ağla diye buluta bir emirdir! 3320
  • نیست نور برق بهر رهبری ** بلک امریست ابر را که می‌گری
  • Bizim akıl şimşeğimiz de ağlamak içindir... yokluğun, varlık iştiyaki ile ağlamasına yarar.
  • برق عقل ما برای گریه است ** تا بگرید نیستی در شوق هست
  • Çocuğun aklı, yazı yazanların etrafında dön dolaş der ama insan, kendi kendine bir şey belleyemez.
  • عقل کودک گفت بر کتاب تن ** لیک نتواند به خود آموختن
  • Hastanın aklı hastayı doktora çeker, götürür ama kendisi, derdine derman olamaz!
  • عقل رنجور آردش سوی طبیب ** لیک نبود در دوا عقلش مصیب
  • İşte bak... şeytanlar gökyüzüne çıkmak ister, kulaklarını yukarı âlemdeki surlara dikerler.
  • نک شیاطین سوی گردون می‌شدند ** گوش بر اسرار بالا می‌زدند
  • O sırlardan az bir miktarını çalarken hemen gökten şahaplar gelir, onları sürer. 3325
  • می‌ربودند اندکی زان رازها ** تا شهب می‌راندشان زود از سما
  • Gidin de onlara; gidin... yeryüzüne peygamber gelmiştir; ne istiyorsanız ondan isteyin, ondan elde edin.
  • که روید آنجا رسولی آمدست ** هر چه می‌خواهید زو آید به دست
  • Değer biçilmez inciler istiyorsanız “Evlere kapılarından girin!”
  • گر همی‌جویید در بی‌بها ** ادخلوا الابیات من ابوابها
  • Kapı halkasını dövün, kapıda durun... gökyüzü damından sizlere yol yok!
  • می‌زن آن حلقه‌ی در و بر باب بیست ** از سوی بام فلکتان راه نیست